|
|
 Üye:
/
2008 Forum Mesajları: 0 |
|
| Kategori: |
| |
| |
| .. : tarihinde eklendi, kişi tarafından okundu. |
| Konu: |
|
| |
 Üye: Sinan Eldem
Bursa / Türkiye
, 28
|
|
| Kategori: |
| |
| |
| 15.10.2005 14:52 tarihinde eklendi, 2786 kişi tarafından okundu. |
| Konu: Görüş, istek, beğeni ve eleştirleriniz... |
Lütfen ŞiirEvim.Com hakkındaki düşüncelerinizi buraya yazın.. Kullanıcı İmzası: |
| |
Üye: Fulya
Almanya
, 59
|
|
| Kategori: |
| |
| |
| 16.10.2005 11:39 tarihinde eklendi, 684 kişi tarafından okundu. |
| Konu: Soru... |
Bu sitede daha önceden yazmis oldugum siirlerim var. O siirleri kendi sayfama nasil ekliyebilirim?.... |
| |
 Üye: Onur Çağlar
İsviçre
, 45
|
|
| Kategori: |
| |
| |
| 17.10.2005 14:33 tarihinde eklendi, 2119 kişi tarafından okundu. |
| Konu: Kültür Nedir? |
Görsel, işitsel ve diğer yazılı basında Kültür’e ilişkin çeşitli başlıklara, açılımlara, makalelere rastlamaktayız. Bunlar arasında kavram kargaşası bir hayli yoğundur. Her insan “kendine göre” bir tanımlama yapar. Tabi ki bu “kendine göre” tanımlama yapmanın nedenleri var ama bu nedenler, ne olursa olsun, eğer epistemolojik bir süzgeçten geçmiyorsa, geçerliliği yok demektir.
Örneğin kimi yarışmalar düzenlenmektedir: “Kültür ve Sanat Yarışması” gibi! Böyle bir yarışma düzenlenebilir mi? Bunun nasıl bir mantığı olabilir? “Sanat” dediğimiz zaman aklımıza ilk önce müzisyenler gelir. Peşinden sinema ve tiyatro... Örneğin halkımızın büyük bir çoğunluğu yontucuyu (heykeltıraşı) , vitraycıyı, ebrucuyu, dansör ve dansözleri vb. bu kavram içinde pek görmez..
“Çok kültürlü (bilgili anlamında) insan! ” deriz örneğin. Kültür’ü genel olarak “bilgi” olarak algıladığımız için bu sözü de çok kullanıyoruz.
Gelin, tanımlamalara geçelim: 1ci tanımlama:
“Kültür, bir sosyolojik grubun önemli yapılarından biridir. Sosyolojik bir kimliğin olabilmesi için bir kültürün de olması gerekir. Etnik yapı, kültürle doğrudan ilintilidir. Kültür dediğimiz şey, sosyolojik grubun dilinden, alışkanlıklarından, yaşam şekillerine kadar ya da dini inancından, her türlü insani ve doğal ilişkilerini kapsayan bir bütün ya da bu ilişkilerden ortaya çıkan sosyolojik bütüne verilen ad.” http://www.filozof.tripod.com/kultur.html sitesinin tanımlaması böyle. 2ci tanımlama:
“Kültürü birçok şekilde tanımlayabiliriz. Örneğin; düşünce, konuşma ve her türlü aksiyonu içeren ürün; insanların öğrenme kapasitesine dayalı; ve dille, düşünceyle ve geleneklerle her türlü bilgiyi, görgüyü, örf ve adetleri ileriki nesillere taşıyan gelenekler dizisinin toplamıdır diyebiliriz. Eğitimle disiplinle, sosyal tecrübeyle gelişmişliğiyle kültür diyebileceğimiz gibi moral ve entelektüel gelişmişliğe de kültür diyebiliriz. Kültür entelektüel ve estetik çalışma ile elde edilen gelişmelerdir; medeniyetin entelektüel ve sanatsal içeriğidir, görgü, düşünce ve zevk gelişmişliğidir. Güzel sanatlarla, insanlıkla ve mesleki teknik ya da profesyonel ustalık ve bilgiyle görünen bilimle de ilgilidir kültür.” Bu tanımlama da http://mumine2002.sitemynet.com/sitem/id16.htm Üçüncü tanımlamamızı Türk Dil Kurumu’nun çıkardığı “Türkçe Sözlük” ten alıyoruz: 1) Tarihi, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin. 2) Bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünü. 3) Muhakeme, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi. 4) Bireyin kazandığı bilgi. 5) Uygun biyolojik şartlarda bir mikrop türünü üretme. 6) (Kültür akımı) Bir toplumun kültüründen bazı ögelerin başka bir topluma geçişi. Daha bir çok tanımlama örneğine gereksiz olacağı için yer vermiyorum. Yazımın hemen başında “Her insan ‘kendine göre’ bir tanımlama yapar. “ dedim. Ben de “kendime göre doğru” bulduğum bir tanımlamayı, Materyalist Felsefe Sözlüğü’ndeki tanımlamayı yazıyorum: Materyalist Felsefe Sözlüğü, Kültür kavramının açılımını şöyle yapıyor: “Tarihin akışı içinde TOPLUM tarafından yaratılan bütün MADDİ VE MANEVİ (spiritüal) değerler ve onların yaratılması, kullanılması ve aktarılmasına ilişkin araçlardır” (abç) Altını çizdiğim yerlerde demek ki ilk kural, her hangi bir şeyin “kültür” olabilmesi için onun, “toplum tarafından” yaratılması, oluşturulması gerekmektedir.
Az önce alıntısını yaptığımız 1ci tanımlama, Kültür kavramını sadece sosyolojik boyutuyla ele almış, hatta daha da darlaştırarak bunu “etnik” konuma kadar indirgemiştir. Kuşkusuz ki, etnik yapıların da kendilerine özgü belli bir kültürü vardır; ama bu, kültürün, sadece “etnik yapı” ile açıklanabileceği anlamına gelemez. Gerek ulus niteliğinde olan toplumlar ve gerekse etnik nitelikte olanlar, “bağlı” bulundukları sosyo-ekonomik formasyondan kesinlikle ayrılamazlar. Dolayısıyla bu tanımlama, belli mikroskopik doğruları içinde barındırsa da genel bir tanımlamada bilimsel bir açılımdan oldukça uzaktır.
2ci tanımlama daha tanımlamasının başında gemiyi karaya oturtmaktadır: “Kültürü bir çok şekilde tanımlayabiliriz” diyor! Kültür ana başlığına bağlı alt başlıkların nicelik ve niteliklerini açıklamak başka bir şey, Kültür’ün “bir çok şekilde” tanımlanması(!) bir başka şeydir. Ve anlaşıldığı kadarıyla “mumine” sitesi, bu kavramdan sadece “maneviyatı” ve sanatı anlamaktadır. Hiçbir bilimselliği olmayan, o an akla geldiği için yazılan bir “tanımlamadır” bu.
3cü tanımlama, görüldüğü gibi Materyalist Felsefe Sözlüğü ile büyük bir uyum içinde.. Ama “... insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin” şeklindeki “ek” tamamen gereksizdir. Çünkü konumuz dahilindeki Kültür’ün “egemenlik ölçütü” olarak değerlendirilmesi, yanlıştır. “Egemen kültür” var mıdır? Tabi ki vardır; ama tanımlama içinde kullanılması yanlıştır; çünkü ayrı bir alt başlıktır bu.
Peki Kültür’ü oluşturan altını çizdiğimiz “maddi ve manevi değerler...” denilen iki sac ayağı nelerdir? “... MADDİ KÜLTÜR (yani makineler, üretim alanındaki deneyimler ve diğer maddi servetler ve MANEVİ KÜLTÜR (yani bilim, sanat, edebiyat, felsefe, etik, eğitim, vs..” Demek ki, aslında bir Kültür’den söz ederken, tek başına bir şeyden değil, maddi ve manevi birçok olgunun toplamından söz ediyoruz. Vücut gibi! Tıpkı vücut derken tüm organlarımızı; kafa, göz, kulak, ayak... söylüyor olmamız gibi..
Kültür’ün olabilmesi için, ilk kural, tarihsel süreç içinde toplum tarafından yapılmış olmasını gerektiriyordu. Bugün, yaklaşık 200 ülke (ulus) var ve bu ülkelerin kültürleri arasında aynılıklar, benzerlikler olduğu gibi ayrılıklar da vardır.
Kültür’ü belirleyen, ona niteliğini veren sosyo-ekonomik formasyonlar dizisidir. Bir toplum hangi sosyo-ekonomik formasyon içindeyse, o toplumun kültürü de o sosyo-ekonomik formasyon dizisine denk düşer. Örneğin, kapitalist bir toplumda Kültür, kaçınılmaz olarak kapitalist, sosyalist bir toplumda sosyalist, feodal bir toplumda feodal kültür vb. egemendir.
Buradan yola çıkarak, belli bir sosyo-ekonomik formasyonun yansıması olan Kültür, içinde yukarıda değindiğimiz şeyleri kapsadığı için, “ideoloji” de bu kavramın içinde yer aldığı için, belli bir sınıfa denk düşer.
Dostlukla...
Kullanıcı İmzası:Paylaşımların güneş gibi gökyüzünde parladığı yarınlara söz verenler, merhaba |
| |
 Üye: Onur Çağlar
İsviçre
, 45
|
|
| Kategori: |
| |
| |
| 17.10.2005 14:52 tarihinde eklendi, 754 kişi tarafından okundu. |
| Konu: Sanat Üzerine Bir Genel Düşünce |
Sanat Üzerine Bir Genel Düşünce "Sanat kelimesi Arapça'da amel, iş yapma anlamlarını veren «san'a» kökünden gelmektedir ve yapılan iş, alet yardımıyla, belirli bir el becerisiyle sürdürülen marangozluk, duvarcılık gibi meslek dallarını kapsamaktadır. Görüldüğü gibi bu kelime Arapça'da, insanın akıl ve zekâsını kullanarak yaptığı işleri anlatır. Bugünkü Türkçe'de kullandığımız «sanat» kelimesi, Osmanlıca'da bir değişiklik geçirmiş, yeni kazandığı anlam ve muhtevayla birlikte benimsenmiştir.
Sanatı bazen, şöyle de tarif ederler: "İnsan aklının eşya üzerindeki pırıltısı" . Bu, yüzlerce tariften yalnızca bir tanesidir.
Maddi fayda gözeten sanatlardan ayırabilmek için "güzel sanat" kavramı içinde, sanat'ı şöyle tanımlamak mümkündür: "İnsanların, tabiat karşısındaki duygu ve düşüncelerini çizgi, renk, biçim, ses, söz ve ritm gibi unsurlarla güzel ve etkili bir biçimde ve kişisel bir üslûpla ifade etme çabasından doğan ruhsal bir faaliyettir." Bkz: http://www.geocities.com/enveryolcu/sanat/nedir.html "Sanat, insanlık tarihinin her döneminde var olan bir olgudur. İnsanlığın geçirdiği evrimler yaşama biçimlerini, yaşama bakışlarını, sanat biçimlerini ve sanata bakışlarını değiştirmiş, her dönemde ve her toplumda, sanat farklı görünümlerde ortaya çıkmıştır.
Bugün sanatın "duygusal ve düşünsel etkileme gücü"ne sahip oluşu daha belirleyicidir. Bu anlayışa en uygun tanımı yapan Thomas Munro'ya göre; "sanat doyurucu estetik yaşantılar oluşturmak amacıyla dürtüler yaratma becerisidir." Sanat, güzel ile uğraşır. Güzel göreceli bir kavramdır. Kendi içinde tutarlı bir bütünlüğü taşıyan şey çirkin, acı verici, iğrendirici bile olsa estetik açıdan güzeldir.
Sanat, nesnel ve öznel yaklaşımlara göre farklı açıklanır. Nesnel yaklaşımda sanat, toplumsal etkilerle, öznel yaklaşımda ise salt bir bireysellikle yaratılır.
Kant'a göre; sanatın kendi dışında, hiçbir amacı yoktur. Onun tek amacı kendisidir. Güzel Sanatı ancak deha yaratabilir.
Hegel'e göre; sanattaki güzellik doğadaki güzellikten üstündür. Sanat, insan aklının ürünüdür. Kendisine doğanın taklidinden başka amaç bulmalıdır.
Marks'a göre; yaratıcı eylem, insanın ve doğanın karşılıklı etkileşiminin bir aşamasıdır. Bu, toplumsal bir karakter taşır. Sanat, yaşamı insanileştiren bir olgudur. Araştırıcı, yaratıcı, çok yönlü tümel insana ulaşma çabası içinde sanatlar gelişebilir.
B. Croce; güzelliğin yerine anlatımı öne çıkarır. Sanat, sezginin ve anlatımın birliğidir. Bireysel ve teorik bir etkinliktir. Doğa, sanatçının yorumu ile güzel olabilir.
Sonuç olarak Sanat, deha düzeyindeki zekanın, var olana karşı tepkisinin, tutarlı bir bütünlük içerisinde somutlaştığı bir alandır. Sanatçı, zekası ve sezgileriyle çağının önünde giden insan olduğu için, gerçek sanatın anlayanı azdır. Onu anlamak için çaba gerekir."
Bkz: http://www.fotografya.gen.tr/issue-6/sanat.html Aşağıdaki tanımlama da Türkçe Sözlük'ten alınmıştır: "1 . Bir duygunun, tasarının veya güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık. 2 . Belli bir uygarlığın veya topluluğun anlayış ve zevk ölçülerine uygun olarak yaratılmış anlatım. 3 . Bir şey yapmadan gösterilen ustalık. 4 . Bir meslekte uyulması gereken kuralların tümü. 5 . Zanaat."
Bkz: http://www.tdk.gov.tr/TDKSOZLUK/SOZBUL.ASP?kelime=sanat Tanımlamaların yüzeysel yorumları: 1ci Tanımlama:
Etimolojik bir açılımla giriş yapan geocities.com sitesi, bir başka tanımlamayı örnek alıyor:
"Sanatı bazen, şöyle de tarif ederler: 'İnsan aklının eşya üzerindeki pırıltısı'. Bu, yüzlerce tariften yalnızca bir tanesidir"
Bu minicik tanımlama, doğrusunu isterseniz benim için de güzel bir tanımlama olmuş. Ancak bu tanımlama makale, inceleme, vb gibi ciddi yazın çalışmalarında kullanılamaz. Sadece sohbet sırasında bu tanımlama yapılabilir / kullanılabilir çünkü sanat, birazdan açılımlarında da göreceğimiz gibi madde(nin üzerindeki) bir "pırıltısıdır".
Açılımın devamında site, "Maddi fayda gözeten sanatlardan ayırabilmek için "güzel sanat" kavramı..." diye devam ediyor.
"Maddi fayda gözeten sanat..." Önce bu... Aslında bu giriş, bilerek veya bilmeyerek yapılan bir dikkat çekiştir. Doğrudan burjuva sanat anlayışına yapılan bu göndermede katılmadığım yerler var.
Sanat, insan ürünüdür ve "etli,kanlı, canlı" olmadığı için "sanat"ın her hangi bir maddiyat veya maneviyat beklemesi mümkün değildir; sanat bir üründür. Maddi veya manevi bir beklenti içinde olan (niye böyle bir beklenti içinde olduğu veya olması gerektiği (mi?) sanatçının içinde bulunduğu koşulların bir değerlendirilmesiyle yanıtlandırılır) SANATÇIDIR; o ürünü yapan insandır. Bir başka şey ise, sanat kavramını sadece güzel sanatlar içinde açmasıdır.
Güzel sanatlar: Edebiyat, müzik, resim, heykel, mimarlık, tiyatro gibi insanda coşku ve hayranlık uyandıran sanatlar.
Görsel Sanatlar: Resim, oymacılık, heykelcilik, mimarlık gibi sanatlar, plastik sanatlar.
Edebi Sanatlar: Edebiyatta anlatımı zenginleştirmek, renklendirmek ve daha çarpıcı bir duruma getirmek için temelde benzetme esasına dayalı söz ve manaya bağlı anlatım inceliği ve özelliği. Vb. vb. (Bkz: tdk)
Öylesine içiçe geçmiş ki, konunun uzmanları bile işin içinden çıkamamış ! "Klasifikasyonları" yine konunun uzmanlarına bırakıp, devam edelim.
Maddi fayda (başta para olmak üzere diğer maddi veriler) beklemek günümüzün gerici ve faşist sistemlerinin şöyle veya böyle bir dayatması ile olmaktadır. Günümüz sistemi maalesef ki metaya dayalıdır. Sistemin gözünde her şey metadır ve topluma da onu dayatmaktadır. Çünkü sistemler toplumlara, toplumlar da bireylere birer daire çizip, "Buradan dışarı çıkarsanız yakarım!" diyor ve bizler de kuzu kuzu "Olur ağam!" diyoruz. Maddi şeyler beklemek zorunludur sistemimizde. Sanatçı, yaptığı sanat ürünlerini pazarlayarak para kazanmakta ve yaşamını böyle sürdürmektedir. Bir ressam, resimlerini, müzisyen müzik parçalarını, tiyatrocu oyununu, şair şiirlerini "pazarlar". Bu, yukarıdaki gerekçeden dolayı zorunludur.
Sitenin tanımlamasında diyor ki:
"İnsanların, tabiat karşısındaki duygu ve düşüncelerini çizgi, renk, biçim, ses, söz ve ritm gibi unsurlarla güzel ve etkili bir biçimde ve kişisel bir üslûpla ifade etme çabasından doğan ruhsal bir faaliyettir."
Sanat tanımına ilişkin önemli veriler bu tanımlamada var, ama yeterli değil. İnsanlar (sanatçılar) sadece "doğa karşısında" bulunmazlar; sadece "doğayı" yorumlamazlar; sanatçılar, toplumun bireyleri oldukları için ve esas olarak toplumu işlemek zorundadırlar. Neden toplumu işlemek zorunda olduğuna birazdan değinmeye çalışacağım.Toplumu içine almayan bu tanımlama bundan dolayı da eksiktir. Bu, birinci tanımlamaya ilişkindi. İkinci tanımlamaya geçiyorum. Fotografya sitesi kısa birkaç bilgi verdikten sonra tanımlamayı yapıyor:
"Sonuç olarak Sanat, deha düzeyindeki zekanın, var olana karşı tepkisinin, tutarlı bir bütünlük içerisinde somutlaştığı bir alandır. Sanatçı, zekası ve sezgileriyle çağının önünde giden insan olduğu için, gerçek sanatın anlayanı azdır. Onu anlamak için çaba gerekir."
Bu tanımlamanın hiçbir değeri yok! Site, sanatı ve sanatçıyı "ulaşılamaz/ anlaşılamaz" görmekte, neredeyse "Sanatı da, sanatçıyı da sanatçı anlar" demektedir. Derin bir "bilinemezcilik" içindedir, adeta "efsunlu labirentler güzergahıdır" sanat... Yanlış! Dehalık, dahilik her alanda gereklidir. Olsa tabi ki daha verimli olunur ama sanatçı olmak için "deha" kıstasının konulması yanlıştır. Bu, varolan sanatçıların hepsinin de "dahi" olduğu tezini getirir ki, gerçeklikle ilişkisi olamaz. Sanatçı sadece zekasıyla ve sezgileriyle çağının önünde olmaz; sanatçı, (en azından kendi alanıyla ilgili ama) genel olarak entelektüel duruşuyla (düşünmesi, üretmesi, paylaşması ve yönlendirmesiyle) toplumun önünde olur. "Onu (yani sanatçıyı) anlamak için çaba gerektirir" sözü, içi boş bir kutsamadır.
Türk Dil Kurumu'nun yaptığı tanımlama ise;
Birinci maddenin sonunda söylenilen "...ortaya çıkan üstün yaratıcılık." olması mümkün değil. Bu durumda her sanat eserinin "üstün" olması gerekir ki, olası değil bu.. Diğer maddeler uygun değil. Sadece birinci maddede "üstün yaratıcılık olayı" sözü doğru değildir. Diğer sözler, yine doğru tanımlamaya ilişkin veriler vermektedir.
"Sosyal bilincin ve insan aktivitelerinin, gerçekliği artistik imajlar halinde yansıtan ve dünyayı estetiksel tarzda kavrama ve temsil etmenin en önemli araçlarından bir olan sanat, "Kültür" kavramını oluşturan yüzlerce fenomenden biridir." (MFS)
Basitten karmaşığa doğru gidiyorum. Demek ki sanat, her şeyden önce Kültür kavramını oluşturan bir çok fenomenden sadece biridir. Buradan da anlaşılacağı üzere, içinde doğduğu / şekillendiği kültürün ağırlığı, o sanatın üstünde kendini eni-konu hissettirecektir.
Ve bu hissettirme, çoğunlukla belirleme boyutundadır.
Tıpkı ülkemiz genelindeki egemen sanatın yoz burjuva sanat olduğu, devrimci sanatın ise "azınlıkta" kalması gibi.. Bunun nedeni, devrimcilerin ya da devrimci yapılanmaların (var olan özgül eksiklikleri dışında) genel eksikliği / yetersizliği değil, doğrudan sisteme egemen olan sınıfın burjuva sınıfı olmasından kaynaklanmaktadır.
Ve sosyo-ekonomik formasyondur... Yani toplumsal boyuttaki sanatın değişimi için o sosyo-ekonomik yapının değişimi şarttır; veya bir başka deyişle, belli bir sosyo-ekonomik yapı içinde oluşan nicel veya nitel boyuttaki değişimler, sanatı da nicel veya nitel olarak değiştirir.
Tüm çalışmalarının kaynağı emek olan sanatın gelişiminde halk(ın konumu) her zaman çok büyük bir rol oynadığı için, halkla sanat arasındaki yüzlerce bağlar, sanatın spesifik özelliklerinden biri olan "ulusal karakterde" görülmektedir.
Sanatı diğer sosyal bilinç formlarından ayıran en temel özellik, sanatın konu maddesi, insanla gerçeklik arasındaki estetik ilişkidir ve sanatın başlıca görevi dünyanın artistik açılımıdır. Ya da bir başka deyişle sanatçı; bütün çeşitliliği ile yaşamı (kendi dünya görüşü ve entelektüel seviyesiyle doğrudan orantılı olarak) özümseyerek spesifik bir yansıma formu halinde (yani duyusal ve mantıksal, soyut ile somut, tekil ile tümel ve öz ile görünüş arasındaki organik bağıntıyı dile getiren artistik imajlar halinde) yaratan, yöneten, ve aktaran insandır.
Gerçekliğin sanata yansıtılmasının nesnesi ve biçimi sanatın özel görevini belirler; yani güldürür, ağlatır, mutluluk verir; psikolojik olara artı ve eksilere yol açar... Buradan da anlaşılacağı üzere, gerek (bilerek veya bilmeyerek) temsil ettiğimiz sınıf(lar)ın, gerek içinde bulunduğumuz sistemin bizi belirlediği (veya etkilediği) oranda ideolojik / siyasal davranış kaçınılmaz olacağından, her sanat eseri şöyle veya böyle bir sınıfın damgasını taşır. Çünkü artistik imajların, sanatçının yaşam hakkındaki bilgisine ve yeteneğine dayanan estetik oluşumlar olduğu gerçeği bize bunu dayatmaktadır.
Kullanıcı İmzası:Paylaşımların güneş gibi gökyüzünde parladığı yarınlara söz verenler, merhaba |
| |
Toplam 315 cevap. Sayfa: 1, 2, 3 .. 61, 62, 63 (Puan verilmemiş)
Tartışma Değerlendirme:
|
|