Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
Kemal Cevahir Hayatı
Yorum Yaz
Kemal Cevahir Şiirleri
Beğendikleri
Özlü Sözleri
İstatistik
Tarih Hit
18-01-2021 1
15-01-2021 1
14-01-2021 1
13-01-2021 1
12-01-2021 1
05-01-2021 2
04-01-2021 2
Takipçiler
Takip Edilenler
Yeni Şiirleri

Ölüme Küstüm

16 Yıl 6 Ay22 Saat önce yayınlandı

Şimdi Ölümde Hayat

16 Yıl 6 Ay22 Saat önce yayınlandı

Yakıyorum Elveda'ları

16 Yıl 6 Ay22 Saat önce yayınlandı

İstanbul Geçiyor

16 Yıl 6 Ay22 Saat önce yayınlandı

Sevda Kuşum

16 Yıl 10 Ay21 Saat önce yayınlandı

En Popüler Şiiri

Ölüme Küstüm

Yüreğimi hançerlerinle vurdum sonra bir kaldırıma düştük.
Biliyorum bu düşüm sığmaz, kentin kirlenmiş sokaklarına.
Geceleyin sicim gibi inerdi yağmurlar üzerimize,
Sonra kaldırımlar da küstü bize bu kentte.
Günler aylara vuruldu,
Kelimeler kalemlere.
Sonra anlamsız mısralar kaldı defterimde,
Köşesini kıvırıp, içine gül çizdiğim.
Tarihini hatırlamadığım bir gül çizmişiz işte,
Ulu orta bir yere dikmişiz.
Upuzak diyarlardan gelmişiz karanlık gökyüzüne,
Gökten seçtiğimiz beyaz yıldızlar yok yerinde.
Yıldızlar da küsmüş bize.
Parlamıyor artık bak, hüzünlü gecelerimizde,
Hadi, bir mum daha yak geceye.

Geceler yangın kokardı, çıplak bedenimde.
Bedenim kaldı artık cep aynalarında.
Ateşin küllerinden çalıyorum resimlerimizi,
Ortadan kırılmış bir resim, çift gösteriyor kendini kırık aynada.
Biliyorum, kirlenmiş hiçbir bakışta yer yok bana.
Bu yüzdendir aynalara küsmüşlüğüm,
Sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden.
Bir sonbahar ezgisi gibi bekleyemem son yaprakta.
Sevgisi yağmalanmış kentlerde koma beni.
Çırılçıplak ve sevgisiz kalmış bir bedenim yalnızlığın akşamında,
Karmaşık duygularla, dipsiz bir kuyuda,
Kimsesiz bir kış sokağındayım.
Hadi, bir yol göster isimsiz sokaklara.

Bütün sevdalara geç kalmış, yorgun ve yaralı bir yolcuyum labirent sokaklarda.
Geçtiğim kentlerde, bütün yollara yağmur damlaları bırakıyorum gözlerimden.
Heybemde yaralı bir kuşun kanadı, bir gecenin aydınlığı,
Sabahı olmayan şafağın hüzünlü yalnızlığı.
Türküleri unutulmuş bir bülbül gibiyim, dağ başında.
Küsmüş aşkın çiçeği bülbüle.
Ağlayan sözler ve acılı türküler avutuyor sonra beni.
Bu sevda sığmaz artık, kalbimin kalbine,
Yaz sevdaları, küsmüşüm size,
Güz yağmurları iniyor sonra, acılar ve ihanetler üzerinde.
Yeni bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı,
Hadi, bir güle daha batır dikenini.

Bir gün daha başlıyor ömrüme, kırık bir gül dalı gibi.
Rüzgar çalıyor sevdamızın türküsünü, camdaki tıkırtılarda.
Buğulu camda hançerinin izi duruyor yine orda.
Sonra güne koşuyorum, anlıyorum rüzgarların öyküsünde,
Apansız bastıracak fırtına öncesi sessizlikteyim.
Yarım kalıyor türkümüz, buğulu cam yok yerinde.
Gökyüzü küsmüş, bulutlar küsmüş.
Kapıyı yağmur diye sana açıyorum,
Rüzgar yok yerinde.
Karşımda fırtına ve kasırga.
Kayboluyorum göklerinde, sevdamın yüreğinde.
Silip süpürüyor her şeyi yalnız kentimde.
Oysa bir sen kalmıştın yaralı bedenimde,
Hadi, bir canımı daha al.

Şimdi bir dağ yoluna attı beni apansız fırtına.
Bir yol, bir güne koşuyorum, bir yamaçtan iniyorum nefessiz,
Bir sahilin kenarından geçiyorum sonra denizsiz.
Bir sokaktan çıkmaz sokağa ulaşıyorum, kentlere çıkıyorum sensiz.
Ben geliyorum,
Geldikçe, sen gidiyorsun biraz benden.
Şimdi deniz susmuş, martılarım küsmüş.
Sular vuruluyor ömrüme, yaklaştıkça sana,
Sular duruldu, uzaklaştıkça,
Yağmurlarım kurudu.
Yaralı kanatlarıyla omzuma konan son sütbeyaz martımda,
Bırakmak için elimi, nefesimi,
Aklımda kaldı ölmeden önceki son sözleri.
Hadi, kalan kanadımı da sen kır.

Şimdi denizde bir liman gibisin, sade bir sığınak,
Yanaşıyorum kıyılarına bir gemi gibi, geliyorum süzülerek.
Yaralı kuşlarımın yorgun yüzleri okunuyor,
Sahilinde, kendinden geçmiş masmavi denizinde.
Gemileri aralasan, kuşlarımı kovalasan da bu yangın yerinde,
Karada yürür artık,
Uçmaya küsmüş hayatımın martıları.
Benim martılarım hep öksüz kalıyor bu kentte.
Buğulu bir kan kokusu sinmiş bu gece kentin sokaklarına.
Oysa ben gece sokaklarını bilmiyorum, çıkmaza çıkıyor hep.
Uykusuzluğuma uyuyorum sonra, kent bile esniyor, rüzgar.
Hadi, bir ölüm ilacı daha ver.

İki kere ikinin ettiği kadar bile uzun olmadı, ölümden önceki hayatım.
Bin kere kadar da kısa oldu belki, doğumdan sonram.
Şimdi gitmeden aç koynunu ısınayım bir sıcaklıkta kalayım,
Özlemlerde kaldım, gözlerinde hüzünlerimi yutkundum.
Her gün bir kere öldüğüm bu kentin ıslak sokaklarında,
İnfaz saatlerimde bekledim seni her zaman.
Celladım bile küsmüş sana.
İnfazlara ayarlanmış tüm saatlerim.
Akreple yelkovan, birbirlerine düşman,
Kovalamakta aşkı, en değerli kalemleri de,
Toplayıp koydum heybeme, kirlettiğin tüm hayallerimi.
Bir elinle tuttun, bir gözünle kırdın kalemimi,
Hadi, bir kez daha ver, vur emrini.

Şimdi bir keman sesi geliyor, çok uzaklardan,
Ağlamaklı bir küskün türkü çağırıyor sanki beni.
Bu kentin geceleri karanlık, gökyüzü bulutlu sağanak.
Islak sokaklar, serseri olmuş yağmurlar, her bir yanım uçurum.
Karanlıklar daha bir karanlık çöküyor şimdi,
Çok öldüğüm gündüzlerimin üzerine.
Geceler bile küsmüş kentime.
Sonra kirli bir duman çöküyor kente.
Bir akşam vakti ağır aksak düşmüşüm işte ömrüme,
Hüzün rüzgarlarıyla dolu bir yelkenim.
Gideceğim belki de bu kentten, senden ve kendimden.
Rotamı bilmeden alıyorum demirini,
Hadi, bir girdap ol gemimin önünde.

Işıksız, geniş bir hayatın son demindeyim.
Yorgun bir baş taşıyorum, çökmüş omuzlarımın üzerinde.
Bir kaçak gibi gideceğim bu kentten ve senden.
Beni başka ölümlerde aramayın artık,
Vazgeçtim, tüm sevdalardan ve tüm ölümlerden.
Martılarım yine çırpınacak, maviliklerin altında.
Kentin ıslak sokaklarında yine üşüyecek cesetler.
Gemiler yine açacak yelkenlerini apansız rüzgarlara.
Bülbüller her gün yeni bir gül umuduyla uçacak dallara,
Yine dikenleri batacak ellerine.
Sönecek kirletilmiş hayaller, gemiler yine batacak,
Bütün kırılan kalemlerim, sırtımdaki heybemde kalacak.
Tam ölüme küsmüşken,
Bağlandım tekrar, inceden bir pamuk ipliğine.
Hadi, ilk kez ve son kez KURTAR BENİ...