Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
Mehmet Çetin Hayatı
HAYATI
Ali Zülfikar/Almanya bildirdi:

İnsan, bir tılsımın eseridir. Ki bu, annesinin derinliklerinden gelen kokusunu tüm bedeninde hissetmesiyle ilintilidir. Onunla kopmaz bağlar, sarsılmaz iletişimler kuraması da bundandır. Tüm insani duyguların mimarı olan anne kucağı, iletişimin köprülerini örer. Ellerinin burham burham kokusu, yaşamın
gözeneklerini kıpır kıpır çoşturur. Bazen ağlarken, hatta sevinirken veyahut hıçkıra hıçkıra söverken dahi, annesinden öğrendiklerinin bile farkına varmadan kendi varlığını kabul ettirir. Bazen soluduklarıyla duygulanıyor, bazen açlıklarıyla sızılanır. Bazen de sevindikleri ve sevdiklerini kırmak olsa
sonunda, bir davranış kültürü olarak karşımıza çıkar. Bu onun anadilidir. İnsanlar neden "Kekemece" konuşur?
İnsanın kendini en iyi ifede biçimi ve iletişim aracı olan anadili, yaşam felsefesinin bir bütünselliğidir. Ki, şakaları ve gülüşleri, ağlayış ve haykırışlarıyla bezenen her dil, kendi içinde bir derinlik yakalar. Bu gelişme evresinde farklı zenginliklere evrilen bu canlı kendini geliştirir. Onun içindir
ki dil, yaşyan ve her an gelişen canlı bir organizmadır. Bu organizma içinde anadil, bir başka dilin hegomonyasını ve baskısını kabul etmez/edemez de. Kendi varlığına yönelen her saldırıya ve hamleye karşı bir direniş sergiler. Hatta bu
dilin üstünlüğüne karşı bir savaşın içinde kendini bulur. Bu savaşın kendisi, kendi gerçekliği ile kendi kimliği arasındaki bir savaşıma dönüşür ki, bu "kekemece"lik dönemidir. Baskının bir dayatması da olsa, hegemon bir dili konuşurken bile, kendi dilinin etkisiyle tonlar, ifadeler ve kendini
ortaya koyar. Bu yüzden hepimiz tıpkı Mehmet Çetin gibi kekemece konuşuruz..

Şiir'in derinliği;
Mehmet Çetin kendi yaşam gerçeklerinden vardığı noktayı irdeliyor. Toplumsal varlığı ve kimliğiyle hesaplaşma felsefesinden yola çıkan Çetin, kendine yeni ereğler arıyor. Şiirlerine yüklediği anlamdaki imgenin doğurganlığı kendi
doğurganlığı, derinlik ise, kuytuluklarda gürleşen buhramsı kokulardır ki, bu onun çocukluk yıllarında yaşadığı melankolik yaşamın bir gerçekliğidir. Şiirlerini soluyan aşk ve sevda tınılarını devamlı damıtıp, tıpkı şarabın yıllanmışlığı gibi demleniyor. Kendi duruluğunu kendi kekemeliğinden alarak
irdeliyor. İşte şiirdeki lirik özellikse burada. Ki, insanlığın kulağına ninniler söylercesine kendi ninnilerini anlamlaştırmasıdır. Şiiri "güzel söz söyleme sanatı" olarak değil, imgelerle yüklü bir farklılığın devinimi olarak yoğuruyor. Bu anlamıyla şiirlerinin birbirini tamamlaması da, kendi yaşam ereğlerinin her her iki noktasının tınısına dokunmasındandır.

"Rüzgar ve Gül İklimi" kitabından "kekemece"ye; Bu anlamıyla Şiiri yaşamak, şairane bir yaşamı içselleştirmekle ilintilidir.
Mehmet'in tüm çabaları kendi çocukluk yıllarındaki yalınlık, sadelik ve yumuşaklığı yaklama çabasıdır. Bu çabanın varacağı nokta kendi zincirlerine ve tabularına karşı geliştirdiği acımasız savaşımın kendisidir. Şiir'in kendini ifade ettiği dönemler onun, tarihsel ve toplumsal varlığıyla bağlantılı
olarak liritize bir birikim ürünü oluyor. Burada şiire anlamı veren, şaiirin birikimi, kendi zincirlerine karşı savaşımı, dil ile girdiği diyaloğun felsefik etkisi ve yaşamı soluma derinliğiydi. Bu derinleşme zaman zaman sloganik olsada,
kendi varlık koşullarına yoğunlaşmanın ve hesaplaşmasının heyecanıydı. Bu anlamıyla "kekemece" kendi yaşam felsefesini yeniden yoğurmanın, kendine karşı uyguladığı sansüre karşı bir başkaldırıdır. Hatta, "Türkiye" denilen bu coğrafyadaki etnik halkların yaşadığı gerçekliğin bir ürünü olarak karşımıza çıkıyor. Şiir ilk okunduğu zaman, sizlerde bazı olayların tatlılığı ters tepebilir. Bu şairin, şiirine yüklediği yöntem farklılığı ve yorum gücü olarak anlaşılmalır. Bu açıdan dikkat edilirse, şairin her şiirinde, duyumsal uğrak okşayışı ve gülümseyişi kendini gösterir.

Mehmet Çetin'in uğrak mekanları;
Özelikle şiirin yaratılma eyleminde, var olunan objenin kendisi gerçeklik olgularıdır. Bu olgular bir fenomenin dışında gerçek mantıksal öğelerle örülür. Bu unsurlar toplumun tarihsel dokunumu, duygusal hassasiyetleri, siyasal-politik koşulları itibariyle kendini ifade eder. Zaman zaman kendi penceresinin
düzlemini varoluş nedeninden bağımsız olarak bir saflık ve sadelik ile süslese de, içinde bulunduğu koşulları hissederek, özgürlüğe olan yolculuğun bir yoğunlaşma biçimidir. Bu anlamıyla, zaman zaman kendi iç çekişmeleri ve sansürlerinin bir sonucu olarak, her zelzelenişin karşısına çıkan farklı bir
zelzeleniştir.. "Aşkkıran" da daha global bir kuşatmanın politik süreçlerinden tutalımda, duygusal ve tarihsel süreçlerine karşı, yaşamı zincirlemek isteyen sistemin ideolojik şekillenişiyle yürütülen sert bir tartışmadır. Bu özelliğinden dolayı bazen agresif ve küfür gibi durabilir.

Şiir'de yaşam olgusu;
Güne başlamak, bir cümle şiir ile gülümsemek, yaşamı demin tavında yudumlamaktır. Belki, dört duvar arasındasın, belki de yerin yedikat altında. Bütün mesele, güneşsiz kuytuluklarını soluyan hücrenin, kendi gülüşünü solumasıdır. Üzerinde en vahşi, en gaddarca söylevler çekilse de, kendi gerçekliğinin yarattığı gücün tılşımıyla kendi tınılarını söylemendir. İşte şiir, bir dokunuş gibi sade, bir direniş gibi gururlu ve kendi sesinin
sessizliğiyle kendi derinliklerine damarlarına kök salmaktır. İşte şiirin felsefesi buradan başlar, burda bir virgül koyarak, derinleştirir kendi varlığını. Yaşamın en ucra köşesine kendi kantarının ağırlığıyla bir titreşim gibi dalmaktır. Şiir bir başkaldırı ruhudur, kötülüklerin tanrısına karşı şiir kendi tanrısını yaratır. Ki, şiir kendi tanrılarının yarrattığı gözbebeklerini bile kendi gülüşüyle yerle bir eder. Bundan dolayıdır ki, şiir bir ruh dalışı gibi ince yontulmuştur.

"Kekemece"nin farklılığı;
"Kekemece" etnik halkların renkliliğine vurulan bir darbenin tüm
etkilerini ortaya serme anlayışıdır. Kendi yazgılarıyla gürleşen ve kendi ağıtlarıyla işlenen her insani dokunuşa karşı bir duygu birikimidir. Bu anlamıyla "kekemece" kuşbakışı bakan bir bakışın karşısına, bir varlığın tarihsel varoluşunun nedenlerini ve sonuçlarını çiziyor. Bu gerçekliğin karşısına global kültür erozyonunu koymasıyla da bir başkladırı niteliği yakalıyor. Bu açıdan, sadece verili olan ideolojik hegemonyayı görmemizi sağlamıyor, aynı zamanda bunu besleyenleri zaman izleği içerisinde anlayan ve kavrayan bir ayrışım sürecini de karşımıza çıkarıyor. İnsanın insana, yüreğin düşüne ve güzelliklerin gönüllere yabancılaştıırlma çabası olan postmodern kültür anlayışıyla da bir tartışma yürütüyor. Bu tartışma ağının perdelerini kendi gerçek imgeleriyle sorgulayarak sistemin teslim alışlarını deşifre ediyor.

Dillerinin esaretine vuralacak zincir;
Dil'in hegemonyası olurmu demeyin? Yaşamın hegemonyası, dilin ve kültürün kendi özgünlüğü ve varlığından farklı bir kılıfa büründürmek, dil ve yaşamı üzerinde bir yaptırım uygulamaktır. Bu silahı, çıkarlar çatışmasında emperyalist emeller güden her dikta rejimi uygular. Bu açıdan, her bir insanın gizlediği nice güzellikler, her şairin-yazarın sırrını sakladığı nice sözcükler vardır ki, hep satır aralarına gizlenir. Şirin büyüsü de burada başlar. Yaşam işte bu satır aralarına gizlenşr ki, kendi varlığını daha iyi ifade etmek için izleklerin ve söylemlerin içinde imgeleşir. Bu imgeler, bir zenginliğin ifadesidir. Ama, Bu zenginliklere karşı uygulana zulümkar hanedanlıklar, bu
gerçekliği gizlemeye kalksa da gücü yetmeyecek. Bu açıdan, insanlık gerçekten "kekemece" bir yaşama doğru yol alsa da, bütün diller sömürge ülkelerin dillerinin etkisi altından kendini kurtaracaktır. Dilsiz, aşksız, geleceksiz birakilan insanın şairliği de tabi ki, kekemeceliktir.
Yorum Yaz
Mehmet Çetin Şiirleri
Beğendikleri
Özlü Sözleri
İstatistik
Tarih Hit
25-02-2020 1
18-02-2020 1
12-02-2020 1
10-02-2020 3
07-02-2020 1
06-02-2020 1
27-01-2020 1
Takipçiler
Takip Edilenler
Yeni Şiirleri

Su İçin

16 Yıl 10 Ay12 Saat önce yayınlandı

Eşgali Dağlara Yakışan İçin

16 Yıl 10 Ay12 Saat önce yayınlandı

Bağışlayın Gözlerimdeki Kırmancı

16 Yıl 10 Ay12 Saat önce yayınlandı

En Popüler Şiiri

Eşgali Dağlara Yakışan İçin

eşgalin dağlara yakıştı adın çocuklara
estin içten sevdin narkırmızı döğüşken
aşkın hüzün ülkesi dedin sürgüne elbet
nevruz ateşiyken 'arkadaşım'ken ölürken
sevdiğimiz şarkılara birağızdan hasret

eşgalin dağlara yakıştı adın çocuklara
andımızda kaldı özün uçurum kuşlarıyla
gittin de mecranda bunca ırmağı hırçın
bunca yangınla akranlarını bu sevdayla
ölümyaralı yurdunun çağrısına bıraktın

eşgalin dağlara yakıştı... kavgaya adın