yerli şairler yabancı şairler
 
ANA SAYFA
Yeni Üye Kaydı
Yeni Şair/Şiir Kaydı
Günün Şiiri
Haberler
Şiir
Üye Sayfası
Forumlar
Sanat Galerisi
E-kartlar
Kimler Bağlı
Anket
İletişim
Yardım
FORUMLARDAN
SiirEvim Hakkında
Yazılanları Oku
Görüş Bildir

ŞİİRİMİZİN GELİŞİM TARİHÇESİ

A. SÖZLÜ EDEBİYAT

         Destan, koşuk, sagu, atasözleri (savlar) bu dönem ürünleridir. Koşuklarda aşk ve doğa, sagularda ölüm, destanlar da ise kahramanlık konuları işlenmiştir.

Bunlarda nazım birimi dörtlük, ölçü ise hece ölçüsüdür.

Ulusal Türk Destanları

1. Saka Türklerinin Destanları: Alp Er Tunga Destanı ve Şu Destanı.

2. Hun Türklerinin Destanı: Oğuz Destanı (Oğuz Kağan Destanı).

3. Göktürklerin Destanları: Bozkurt Destanı, Ergenekon Destanı.

4. Uygur Türklerinin Destanları: Türeyiş Destanı, Göç Destanı.


A. SÖZLÜ EDEBİYAT

         Destan, koşuk, sagu, atasözleri (savlar) bu dönem ürünleridir. Koşuklarda aşk ve doğa, sagularda ölüm, destanlar da ise kahramanlık konuları işlenmiştir.

Bunlarda nazım birimi dörtlük, ölçü ise hece ölçüsüdür.

Ulusal Türk Destanları

1. Saka Türklerinin Destanları: Alp Er Tunga Destanı ve Şu Destanı.

2. Hun Türklerinin Destanı: Oğuz Destanı (Oğuz Kağan Destanı).

3. Göktürklerin Destanları: Bozkurt Destanı, Ergenekon Destanı.

4. Uygur Türklerinin Destanları: Türeyiş Destanı, Göç Destanı.

 B. YAZILI EDEBİYAT

        Türklere ait en eski metinler 8. yy. ürünleri olan Göktürk Yazıtları’dır. Bu yazıtlar ilk olarak 1893 yılında Danimarkalı bilgin Thomsen tarafından okunmuştur.

Bu dönemde Göktürkçe ve Uygurca kullanılmıştır.

     1. İslamlık Sonrası Türk edebiyatı

      A. Anadolu Dışında Verilen İlk Ürünler

         1. Kutadgu Bilig: Yusuf Has Hacip tarafından yazılmıştır. Eserin adı “Mutluluk Veren Bilgi” anlamına gelir. Didaktik bir eserdir. Eserde aruz ölçüsü kullanılmıştır.

         2. Divan ü Lügati’t Türk: Kaşgarli Mahmut tarafindan 11. Yüzyilda yazilmiş bir sözlüktür. Türkçe sözcüklerin Arapça karşiligi açiklanmiştir.

        3. Atatbetü’l Hakayık: 12. Yüzyılda Edip Ahmet Yükneki tarafından Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır. Gerçeklerin Eşiği anlamına gelir.

       4. Divan-ı Hikmet: Ahmet Yesevi tarafından yazılmıştır. Bu yapıtın, Anadolu’daki tasavvufi halk edebiyatına etkisi çok büyüktür.

       5. Muhakemetü’l Lügateyn: 15. Yüzyılda Ali Şir Nevai Türkçenin zenginliğini kanıtlamak amacıyla yazılmıştır.

       6. Şeçere-i Türki: Ebulgazi Bahadır Han’ın dokuz bölümde Türk tarihini anlattığı bir kitaptır.

        B. Anadolu’da Gelişen Türk Edebiyati

        1. Halk Edebiyati

        Halk edebiyatinda düzyazidan çok şiir görülür. Halk edebiyati sözlü edebiyattir. Şiirler saz eşliginde dogaçlamayla (o anda) söylenir. Şiirler işlenen konulara göre, güzelleme, koçaklama, taşlama; biçimlerine göre koşma, mani, semai, türkü gibi adlar alirlar. Dil, halkin konuştugu Türkçedir.

         a. Aşik Edebiyati: Sanatçisi bilinen, din dişi konularin işlendigi edebiyattir. Aşik edebiyatinin temsilcileri: 16. Yüzyilda Köroglu, 17. Yüzyilda Karacaoglan, Ercişli Emrah, 18. Yüzyilda Gevheri, 19. Yüzyilda Dadaloglu, Erzurumlu Emrah, 20. Yüzyilda Aşik Veysel.

         b. Tekke Edebiyati: Sanatçisi bilinen, Tanri, insan, evren konusunu tasavvufi bakişla irdeleyen edebiyattir. Kurucusu 12. Yüzyilda yaşayan Ahmet Yesevi’dir. Yunus Emre, Hacı bektaş Veli, Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal tekke edebiyatının temsilcilerindendir.

        c. Ortak Edebiyat: Yaratıcısı bilinmeyen, ağızdan ağıza yayılan ürünlerin oluşturduğu bir edebiyattır. Ortak edebiyatın ürünleri, halk masalları, halk hikayeleri (Dede Korkut Hikayeleri), efsaneler, mani, türkü, ağıt, bilmece, atasözü, fıkralar ve ninnilerdir.

       2. Divan Edebiyatı

      Türklerin Arap-Fars etkisiyle oluşturdukları edebiyattır. Divan edebiyatında dil Arapça ve Farsçanın etkisiyle oldukça ağırlaşmıştır. Şiirler aruz ölçüsü ile yazılmıştır. Arap ve Fars edebiyatından alınan şiir biçimleri kullanılmıştır.

 ŞİİRİMİZDE  AKIMLAR

 TANZİMAT EDEBİYATI

       19’uncu yüzyılı kapsar. Divan edebiyatının yerine Batı edebiyatı örneklerinin alındığı yeni edebiyat. 3 Kasım 1839’da Tanzimat Fermanı’nın açıklanmasıyla başladığı kabul edilir. gah Efendi’nin 1860’ta çıkarmaya başladığı Tercüman-ı Ahval gazetesi Tanzimat edebiyatının gelişmesinde önemli rol oynadı. Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Midhat, Cevdet Paşa, Şemseddin Sami gibi yazarlarca desteklendi. Toplum için sanat anlayışı benimsendi.


SERVET-İ FÜNUN

ya da EDEBİYAT-I CEDİDE

          1891 - 1944 arasını kapsar. Ahmet İhsan tarafından yayımlanmaya başlanan Servet-i Fünun dergisi, Türk edebiyatının bir dönemine damgasını vurdu. Nabizade Nazım, Recaizade Mahmut Ekrem, Ahmed Rasim, Mahmut Sadık ve Halit Ziya Uşaklıgil Servet-i Fünun’un önemli yazarları. 1896’da derginin yazı işleri müdürlüğüne Tevfik Fikret’in getirilmesinden sonra Edebiyat-ı Cedide akımının temsilcisi oldu. Dergi 1901’de kapatıldı. İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra gazete olarak çıktı ve haftalık dergiye dönüştü. 24 Şubat 1910’da "Fecr-i Ati Encümen-i Edebisi" imzalı bir bildiri yayımlandı ve dergi bu akımın resmi organı haline geldi. Başlıca temsilcileri Tevfik Fikret, Cenap Şahabetin, Hüseyin Siret, Hüseyin Suat, Ahmet Reşit Rey, Ali Ekrem Bolayır, Süleyman Nesip, Süleyman Nazif, Faik Ali Ozansoy, Celal Sahir Erozan, Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Saffeti Ziya, Ahmet Şuayb.
 

 FECR-İ ATİ

         1910-1912 arasını kapsar. Edebiyat-ı Cedide’ye tepki olarak doğdu. Edebiyat-ı Cedide’nin karşilaştigi dil, Bati sanati, ulusal kültür gibi sorunlara çözüm bulmak iddiasindaydi. 20 Mart 1909’da İstanbul’da Hilal Matbaası’nda toplanan bir grup yazar tarafından açıklandı. Bildiriyi hazırlayıp imzalayan yazarlar: Ahmed Haşim, Emin Bülend Serdaroğlu, Lami, Tahsin Nahit, Cemil Süleyman Alyanakoğlu, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Refik Halid Karay, Şahabeddin Süleyman, Abdülhak Hayri, İzzet Melih Devrim, Ali Canib Yöntem, Ali Süha Delibaş, Fazıl Ahmet Aykaç, Mehmet Behçet Yazar, Mehmed Fuad Köprülü, Mehmed Rüşdü, Müfid Ratip, Yakup Kadri Karaosmanoğlu. Daha sonra aralarına Faik Ali Ozansoy, Celal Sahir Erozan ve Ahmed Samim de katıldı. Genç yetenekleri biraraya getirmek, edebiyat ve sanatın gelişmesine katkı sağlamak, tartışmalarla halkı aydınlatmak, önemli yabancı yazar ve yapıtları Türkçe’ye kazandırmak gibi amaçları vardı. Edebiyat-ı Cedide ve Genç Kalemler dergisi çevresindeki yazarlarla ciddi tartışmalar yaşandı. Topluluk 1912’de dağıldı. Çoğu "milli edebiyat" akımını benimsedi.
 

 YEDİ MEŞALECİLER 

       Yusuf Ziya Ortaç’ın 1928’de çıkardığı Meşale isimli dergi çevresinde toplanan Sabri Esat Siyavuşgil, Ziya Osman Saba, Yaşar Nabi Nayır, Muammer Lütfi, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret ve Kenan Hulusi’nin oluşturdugu akim. Edebiyatta canlilik, samimiyet ve sürekli yenilik ilkesini benimsediler. Mallarme, Baudelaire, Verlaine gibi Fransiz şairlerini kendilerine örnek aldilar. Ama amaçlarina ulaşamadilar. Meşale dergisinin 1928’de kapanmasıyla bu grup dağıldı.  


GENÇ KALEMLER
 

       Selanik’te 1910-1912 arasında yayımlanan Genç Kalemler dergisi çevresinde toplanan şair ve yazarlar. Milli edebiyat akımını ve "Türkçülüğü" benimsediler. Ziya Gökalp’in "Turan" adlı şiirini Tevfik Serdar takma ismiyle bu dergide yayımlaması büyük yankı uyandırdı. Ömer Seyfeddin’in "Yeni Lisan" adlı makalesi de edebiyat çevrelerinde yeni bir tartışma başlattı. Dilde yalınlaşmayı, Türkçe yazmayı ve edebiyatın halka indirilmesi görüşünü savundular. Başyazarlığını Ali Canib Yöntem’in yaptığı dergi çevresinde toplanan yazarlar Ömer Seyfeddin, Ziya Gökalp, Tevfik Fikret, Ali Naci, Kazım Nami Duru, Celal Sahir Erozan, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Enis Avni ve Hüseyin Siret’tir.


BEŞ HECECILER

         Ikinci Meşrutiyet’ten sonra hece ölçüsüyle şiir yazmaya başlayan ve milli edebiyati savunan beş şairimiz: Orhan Seyfi Orhon, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy, Yusuf Ziya Ortaç ve Faruk Nafiz Çamlibel. Servet-i Fünün’un etkisi yüzünden şiire aruzla başladilar. Ardindan hece veznine geçtiler. Yeni biçimler arayarak uzun şiirler yazdilar. Ulusal degerlere, kaynaklara yöneldiler ve şiire konuşma üslubu getirdiler. Bazi edebiyat araştirmacilari bu isimlere Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ibrahim Alaettin Gövsa, Şükufe Nihal Başar ve Halide Nusret Zorlutuna’yı da ekleyerek "10 hececiler" tanımını kullanır.


İKİNCİ HECECİLER

         Beş ya da on hececiler olarak adlandırılan şairlerin ardından gelen kuşağı tanımlar. Bunlar Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sabri Esat Siyavuşgil, Ahmet Muhip Dıranas olarak sıralanır. Bu grupta Batı şiirinin etkisi daha belirgindir. Bu kuşak Garip şiir akımına zemin hazırladı.


GARİP

       Adını Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday’ın 1948’de yayınladıkları ortak şiir kitabından alır. Kendilerinden önceki şairlere, daha çok da Nazım Hikmet'in ideolojik-politik şiirine ve Hececilerin kalıplaşmış şiiri ne de karşı tamamen bir tepki olarak doğmuş akımıdır. .

      Birinci yeni de denilen, kendinden önceki Nazım Hikmet tarzı şiir anlayışına kısılıp kalmış şiiri kökünden değiştiren, "avv bu ne be böyle" dedirten akım. Garip akımına göre uyak ve ölçüler önemsizdir, önemli olan sözlerdeki sanattır. Şiirlerinde öncelikle halkın günlük yaşamını konu almayı hedeflediler. Ölçü ve uyağa, dizeciliğe karşı çıktılar. Üslup arayışlarının ve kafiye, edebi sanatlar gibi yöntemle ilgili konuların şiiri sığlaştırdığını, anlam bakımından zayıflattığını savundular. Batı ve Türk edebiyatındaki hiçbir akıma bağlı olmadıklarını açıkladılar. Ama gerçeküstücülük akımının etkisinde kaldılar. Garip şiiri, birçok genç yazarı etkiledi ve serbest şiiri gelişmesine büyük katkıda bulundu.

      Her ne kadar tüm kalıplara karşı olsalar da halk edebiyatından etkilenmiş, bununla birlikte sokağa yönelip sıradan insanlar hakkında şiir yazmışlardır... kelimeler günlük dilde kullanılanlardır, imagism le ortak yanları bulunur...

       Birinci yeni akımı, şiirimizin dönüm noktasıdır. Şiiri düz yazıya yaklaştırmayı, şiirde müzikten çok anlama önem vermeyi, duyguyu ikinci plana atmayı, eski şiiri yıkmayı hedeflemişlerdir. Zaten orhan veli garip adlı kitabının önsözünde bunu açıklar. Bu akim olay yaratmış, bir kesim tarafindan kıyasıya eleştirilirken, bir kesim tarafindan yere goğe sığdırılamamıştır. Artık eskiden şiire girmesi söz konusu olmayan öğeler de şiirde yer almaktadır.Ancak zamanla Oktay Rifat ve Melih Cevdet bu akımdan uzaklaşir, Orhan Veli ise tam uzaklaşmamakla birlikte şiirde duyguyu ve müziği one çıkaran şiirler yazar, örneğin İstanbulu dinliyorum gibi.


       GARİP AKIMINDAN BİR ŞAİR

       MELİH CEVDET ANDAY

        Melih Cevdet Anday, saraylı bir babanın oğluydu fakat orta halli bir ailede, tahmin edilen sıkıntıları çekerek büyüdü. Babasını ‘sevmiyor’, onunla hayat duyumu ve ideolojisi uyuşmuyordu. Ankara Taş Mektep’ten Orhan Veli ve Oktay Rifat’ın sınıf arkadaşıydı. Bir süre Belçika’da sosyoloji okudu ancak eğitimi II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle kesintiye uğradı. O da yurda dönüp bir memuriyet edindi.

       "Ukde" adlı ilk şiiri 1936 yılında Varlık Dergisi’nde yayımlanan Anday, adını ilk olarak 1941’de, Orhan Veli’nin "Garip" adlı kitabında yer alan şiirleriyle, bu akımın üç öncü şairinden biri olarak duyurdu. (Tam kadro: Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday) Garipler, iki savaş arasında yetişen ve dünyanın değişimine tanık olan bir şair demetiydi. 1920 - 40 arasında Batı şiirinde yaşanan çağdaş ve devrimci şiir akımlarının etkisi, Türk şiirine onların bilgi birikimi ve kalemi sayesinde yansıdı. 1940 ve Garip, şiirde burjuva duyarlılığının ve aşırı duygusallık dar çemberinin yıkıldığı bir dönüm noktasıydı. Gelenekçiler tarafından hiç de hoş karşılanmadılar. Ki bu hoşnutsuzluğu bugün bile sürdürenler var. Orhan Veli, durumu şöyle yorumluyor: "Tarihin beğenerek andığı insanlar, daima dönüm noktalarında bulunanlardır. Onlar bir ananeyi yıkıp yeni bir anane kurarlar."

       Veli’nin ölümünün ardından Oktay Rifat ile şiir yolunu ayıran Anday, ironi sanatını konuşturduğu toplumcu şiir anlayışını bir süre devam ettirdi. 1956’da yayımlanan "Yanyana"nın ("Toplu Şiirler 1"in içinde var) üslubu kavgacı bulununca Türk Ceza Kanunu’nun 142. maddesi uyarınca toplatıldı. Anday ve eser, yapılan kovuşturma sonucunda aklandı. Anday, Rosenbergler’in idam edilecekleri gece yazdığı "Anı" ve "Tohum" gibi meşhur şiirlerini toplumcu ağırlıklı ürünler verdiği bu dönemde yazdı. Lirizme karşı tavrı netti. Aşağılıyordu. Oysa derdi lirizmle değil yozlaştırılmış sanatlaydı.

        1962 sonunda yayımlanan "Kolları Bağlı Odysseus", Anday şiirinin döndüğü en karakteristik kavşak oldu. Yazar bundan böyle felsefeye ağırlık vererek, anlamı yüzeyden derine çekerek yazıyordu. Mitolojik öyküler anlatan, çok daha kapalı bir tarzı vardı artık. Memet Fuat, Melih Cevdet’in ‘halkın beğenisi’ni ölçü olarak almayı kesinlikle doğru bulmadığını söylüyor. Zira Anday, sanat ve edebiyatın halkın bilincini yükseltmek, halkı eğitmek gibi bir misyonu olması gerektiğine inanıyordu: "Geri bırakılmış halkın beğeni düzeyine seslenmek halkçılık değil, yeteneksizliğin örtbas edilmesidir."

       Melih Cevdet Anday, yazdığı denemelerle bağnazlığı besleyen kaynaklara karşı mücadele eden biriydi. Türkiye törelerini ve geleneksel ahlakı yıllar boyunca eleştirdi. Dil meselesine de takılmıştı. Ona göre Türk dili özleştirilerek kullanılmalıydı. Deneme kitapları ve Cumhuriyet’teki köşe yazilari, ‘Anday meseleleri’nde gerçekten de etkili oldu. Bu yazılar da "Sevişmenin Güdüklüğü ve Yüceliği" (1990 - 94) adıyla kitaplaştırıldı.

      İki romanı, "Aylaklar" (1965) ve "Gizli Emir" (1970) de olumlu eleştiriler aldı. Tefrika edilen iki roman, "Meryem Gibi" ve "Yağmurlu Sokak" ise 90’lı yıllarda kitap olarak yayımlandı. Melih Cevdet Anday’ın yazdığı tiyatro oyunları ise çorak bir ortama çim misali düştü. Absürdden etkilenmişti. Yazarın tüm oyunları "Toplu Oyunlar I - II" adıyla bir araya getirilerek yayımlandı. Türkiye’de tiyatro metni deyince ilk akla gelen eser olan "Mikado’nun Çöpleri"nin (1967) de Anday’a ait olduğunu söyleyelim yeter.

       Adam Yayınları, son olarak 2002 Ekim’inde "Bir Sis Çanı Gecenin İçinde" adıyla Melih Cevdet Anday şiir derlemesi yayımladı.


        İKİNCİ YENİ

        Türk şiirinde 1950 sonrası Garip akımına ve 1940 kuşağının toplumsal-gerçekci yazarlarına karşı tepki olarak doğdu. Değişik imge, çağrışım ve soyutlamalarla yeni bir söyleyişi amaçlayan şiir akımıdır. Çağdas  şiirimizin en önemli ve etkisi farkli biçimlerde de olsa hâlâ süren akimlarindandir. 1955 yili baslangiç noktasi olarak alinabilir (pazar postasi gazetesinde yayimlanan siirler bu akimin ilk örnekleri sayilir). 

        İkinci Yeni ismini akımın savunucularından Muzaffer Erdost ilk kez kullandı. 1950’lerin başindan itibaren özellikle de 1953-1957 arasinda birbirlerinden etkilenerek şiire yeni bir söyleyiş getirdiler. Ortak özellikleri, dilin alişilmiş kaliplarini yikmak, sözdizimini zorlamak ve bozmakti. Şiiri herşeyi anlatabilme sanati olarak gördüler. Dilde yeni bir iç ses arayişina giren Ikinci Yeni’ciler, imge, hayalgücü ve duyguya ağırlık verdiler. Bireyin toplumsal yalnızlığı, sıkıntıları, çevreye uyum sorunları gibi temalar işlendi. Her şeye karşı oluşlarıyla edebi bir nihilizme uzanan İkinci Yeni’ciler, Batı edebiyatındaki simgecilik, gerçeküstücülük, Dadaizm gibi akımlarından da etkilendiler. İlhan Berk, Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar, Ece Ayhan, Oktay Rifat, Metin Eloğlu, Turgay Gönenç, Sezai Karakoç, Özdemir İnce, Tevfik Akdağ, Ülkü Tamer, Ahmet Oktay, Kemal Özer, Ergin Günçe, Ercüment Uçarı ve Nihat Ziyalan bu akımı destekleyen şairlerimiz.

         Şiirde işlenen konular gerçek hayattan, doğa tasvirlerinden uzak, sürrealist konulardır. Anlamsiz siir olarak da anılır. Oysa gerçekte İlhan Berk dışındakiler anlamsızlığı tam olarak savunmamışlardir. Bir de ikinci yeni budur şudur, şöyle yazar böyle anlatır, şunu anlatmaz demek zordur. Her şair bağımsız bir yol izler, hepsi ayrı sıfatlar verir ikinci yeniye. Oturulup da 1.yeni gibi biz bundan yanayız, buna da karşıyız denmemiştir, üstelik. özgürdür şairleri. Soyuttur gerçeküstüdür, şiirleri. toplumun bilinçaltidir.

       Cemal Süreya, İkinci Yeni'nin planlanmış bir şiir akımı olmadığını söyler.  50'lerde günyüzüne çıkardığı şiir anlayışları arasındaki benzerlikler sebebi ile kendiliğinden oluşmuş bir akım olduğu kanaatindedir. Cemal Süreya bir çok kişi bu akıma bazı şairleri sokmuş-çıkarmıştır ki, Attila İlhan  kendisi için İkinci Yeni  şâiridir diyenlere '' şiirden anlayan herkes, Attila İlhan şiirnin ikinci yeni şiirne rakı şişesinin şimendifere benzediği kadar benzediğini bilir'' diyerek tepki göstermiştir. Attila İlhan'a göre ikinci yeni, soğuk savaşin şiiridir. Üstada garip akımınıni da (birinci yeni birinciyeni ) sicak savasin siiri olarak etiketlemiş bu da yetmemiş bu iki akım için; "birincisi İnönü  diktasinin eseridir, ikincisi Menderes diktasinin" demistir.

       Kemal Özer e göre İkinci Yeni ise; ''yakın akrabaları sahip çıkmadığı için ölüsü belediye tarafından kaldırılan, ama mirası yenilen garip bir akrabadır'' der.    Dönemin siyasi baskısından kaçmakla ve biçimcilikle eleştirilen ikinci yeni akımının 1965'lerde ise son buldugu söylenebilir.


İKİNCİ YENİ AKIMINDAN BİR ŞAİR

ECE AYHAN

         Tam adı Ece Ayhan Çağlar olan şair, 1931 yılında Muğla’nın Datça ilçesinde doğdu. Ailesinin asıl memleketi ise Çanakkale’nin Eceabat ilçesine bağlı Yalova Köyü’dür. 1940 yılında Çanakkale’den ailesiyle beraber İstanbul’a göç eden Ayhan, ilk (Hırkaişerif İlkokulu), orta (Zeyrek Ortaokulu) ve lise (Atatürk Erkek Lisesi) öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1959 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, aynı yıl İstanbul maliyet memurluğunda stajını tamamladı ve kaymakamlık kursunu bitirdi. 1962'de Sivas’ın Gürün ilçesinde, 1963'te Çorum’un Alaca ilçesinde kaymakamlık ve belediye başkanlığı yaptı. 1963-65 yılları arasında askerliğini yedek subay olarak yaptıktan sonra, Denizli’nin Çardak ilçesi kaymakamlığına atandı.

         1966’da memurluktan ayrılması üzerine İstanbul’a geldi ve çeşitli yayinevlerinde redaktörlük ve editörlükle ugraşti. Meydan Larousse Ansiklopedisi'nde çevirmen olarak çalişan Ayhan, bir süre de Türk Sinematek Dernegi’nde çalıştı. 1974’te hastalandıktan sonra hastalığının tedavisi için İsviçre’ye giden şair, burada beyin ameliyati geçirdi ve üç yil tedavi gördü. Ardindan da 1977 yilinda, Türkiye’ye döndü ve Çanakkale’ye yerleşti.

Şairin ilk şiiri 1954 yilinda “Türk Dili”nde yayımlandı. 1954-55 yılları arasında Türk Dili, Varlık ve Yenilik dergilerinde çıkan şiirlerinden sonra, Pazar Postası, Seçilmiş Hikâyeler ve Yeditepe Dergileri’nde yazdı. İkinci Yeni şiirinin en önemli temsilcisi olarak gösterildiyse de, kendisi "İkinci Yeni" tanımı yerine "Sivil Şiir"i önerdi ve kullandı. Günümüz Türk şiirinin "modern ustalarından biri" olarak adlandırılan şair, ilk şiirlerinden itibaren oluşturduğu kendine özgü dille dikkati çekti (hakkında E. Erenel "Ece Ayhan Sözlüğü"nü, K. Yalgın-O. Alkaya ise "Çok Eski Adıyladır Sözlüğü"nü hazırladı).

         İlk şiir kitabı olan “Kınar Hanım Denizleri”nde 1955-58 yıllarında yazılmış şiirleri yer alır. Kendine özgü tonu bu yapıtta daha belirgindir. Bu tonun öğeleri, dünyaya karanlık bir bakış açısı; aklın sınırlarını zorlayan ve sürrealizmi çağrıştıran bir kurgu; tarihe, coğrafyaya, sokak yaşantısına, ekonomiye göndermeler; ölüm ve arzu iç içeliğiyle örülmüş bir lirizmdir. Kitabın yayımlandığı yıllar, Türk şiirinin modern şiir açılımlarını özümsediği, üstlendiği, uyarladığı yıllardır. Bu yenilenme hareketinde Ece Ayhan'ın, Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Turgut Uyar, Edip Cansever, bir önceki kuşaktan İlhan Berk, o dönemler Garip'in gündelik ve ironik anlayışını terk edip sürrealizme ve daha yoğun bir anlayışa yönelen O. Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte rolü büyüktür. Böylece İkinci Yeni adını alan akım ortaya çıkmıştır. Ece Ayhan'ın ilk yapıtının çağrıştırdığı başka bir yazar da Sait Faik Abasıyanık'tır.

         İlk kitaptan altı yıl sonra yayımlanan “Bakışsız Bir Kedi Kara”, Türk edebiyatında düzyazı şiirinin örneklerinden bir tanesidir. Kitabın genelinde görülen özellik, cümle yapısının ve genelde Türkçe gramerinin bozulmasıdır. Yirmi yedi bölümden oluşan bir düzyazı şiir dizisi olan Ortodoksluklar'da ise tarih göndermesi öne çıkmaktadır. Bu gönderme, sonraki yapıtlarda da önemini korumayı sürdürecekmekle birlikte, ikinci yapıttaki yoğunluk ve karanlık burada da egemendir. Yapıtın en önemli göndermesi Bizans'tır ve özellikle Bizans'ın başkentidir. Şiddet imgelerinin öne çıktığı bu kitapta, göndermelerin hangi tarihsel anlatılar olduğunu çözmeyi zorlaştıran, neredeyse olanaksızlaştıran bir kurgu göze çarpar. Bozulmuş bir gramerin taşıdığı belirsiz göndermeler kimi özel adları ve eylemleri öne çıkarır. P. Avvakum'un Hayatım (1946) ve M. And'ın Bizans Tiyatrosu (1962) adlı yapıtlarının etkileri görülen Ortodoksluklar, modern Türk şiirinin örneklerindendir. Şairin bu iki kitabı İngilizceye de çevrilmiştir.

         Dördüncü kitabı “Devlet ve Tabiat veya Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler” Ece Ayhan'ın en ünlü kitabıdır. En sevilen şiirlerinin çoğu bu kitapta yer alır (“Yort Savul”, “Meçhul Öğrenci Anıtı”, “Mor Külhani” vb...). Önceki iki yapıta göre daha ‘anlaşilir’, okur kitlesini olabildiğince genişleten bir yapıttır bu. Göndermesi açıkça bugünün Türkiye'si ve İstanbul'udur; toplumsal ve politik içerik belirgindir. Yapıt, 12 Mart 1971 döneminin toplumsal ve politik çalkantısına denk düşer. Nâzım Hikmet tarzından tamamen ayrılan bir politik şiir anlayışını öne çıkaran bu anlayış, modern şiirin ve İkinci Yeni'nin söylemsel olanı dışlayarak elde ettiği kazanımları hesaba katar. Kitabın üçüncü bölümünde yer alan "Dipyazıları"ysa hem politik, hem de poetik bir manifesto niteliğindedir.

         Şairin “Zambaklı Padişah” adlı eseri daha az iddialı bir yapıttır. Buradaki kimi şiirler “Kınar Hanımın Denizleri”ndeki yalınlığı çağrıştırmaktadır. Hemen ardından yayımladığı “Çok Eski Adıyladır”ın alt başlığı, niteliği konusunda bir ipucu verir: “Meclislikler, Minyatürler”. Sondan başa dizilmiş bu kirk iki düzyazi ‘minyatür’ biçim olarak Ortodoksluklar'ı çağrıştırsa da, karanlık atmosfer ve gramer sapmaları görülmez. Göndermeler genellikle Osmanlı döneminedir; bir çeşit politik nitelikli "tarih okumaları" da denilebilir. “Ortodoksluklar” ve “Devlet ve Tabiat”taki gibi, şair tarihteki iktidar oyunlarini ve bu oyunlarin aci etkilerini vurgulamaktadir. Otuz altinci şiir “Melahat Geçilmez”de, Ece Ayhan'ın sonraki döneminde etkin bir figür olarak ortaya çıkacak olan “Çanakkaleli Melahat”a gönderme vardır. “Çanakkaleli Melahat'a İki El Mektup” ya da “Özel Bir Fuhuş Tarihi”ndeki dört şiir Devlet ve Tabiat'taki şiirler gibi siki örülmüş dizelerden oluşur; göndermeler ise, “Çok Eski Adıyladır”da olduğu gibi, Osmanlı döneminedir. Son Şiirler'deki “Bir Sivil Şairin Ölümü”, “Devlet ve Tabiat”taki “Dipyazılari”nı çağrıştırır.

          Ece Ayhan'ın şiir kitaplarından başka, günceleri, denemeleri ve “Morötesi Requiem” başlikli bir de anlatisi vardir. Morötesi Requiem, kendi deyimiyle, bir “kırık dökük anlatı taslağı”dır. Şiirlerinden çok, güncelerini ve denemelerini çağrıştırmakta, poetikası ve politik anlayışı konusunda ipuçları vermektedir. Düşünce, şiir ve anlatı arasında bir yerdedir. Güncelerinde ve denemelerinde, en başta şiir olmak üzere edebiyat, sanat, politika, tarih, ekonomi üzerindeki görüşlerine yer verir. “Sivil şiir”, “sıkı şiir”, “marjinallik”, “etik” gibi belirli kavramları öne çıkarır. Çoğu zaman büyük tartışmalar yaratan bu yazılarda şair, kendini bir kavga adamı olarak da ortaya koymuştur.

         Ece Ayhan ilk şiirleriyle birlikte eleştirmenlerin ve genel olarak şiir okurlarının ilgisini çekmiş, İkinci Yeni akımının en çok tartışma yaratan şairlerinden biri olmuştur. 1960'lı yılların başından itibaren yenilikçi ve genç şair kuşaklarını, özellikle Devlet ve Tabiat adlı kitabıyla, derin bir biçimde etkilemiştir. Türk şiirinin önemli şairlerinden olan Ayhan, 13 Temmuz 2002 günü İzmir Büyükşehir Belediyesi Gürçeşme Huzurevi`nde hayata veda etti.

       Ece Ayhan'a göre: 'Şiirin bildiğimiz günlük anlamında gerçekli bir ilgisi, alışverişi yok. İmgelemin çıkış yerlerinden biridir şiir.




DÜNYADA EDEBİ AKIMLAR


KLASİZM

         16. yüzyılda Fransa'da doğmuştur. Gerçeğin yalnızca akıl yoluyla bulunacağı savunulur. Sanat ideal insanı ele almalıdır, sanat eseri ahlaka uygun olmalıdır. Monteigne, Descartes, Racine, La Fontaine, Moliere, Comeille bu akımın önemli temsilcilerindendir.

       Türk edebiyatında Şinasi klasizme yakınlığıyla bilinir. Ahmet Vefik Paşa da Moliere'den çeviriler yapmıştır.


ROMANTİZM

        18. yüzyıl başlarında Almanya'da klasizme tepki olarak doğmuştur. Bu akımda aklın yerini bireysel duygular almıştır. Klasizmdeki insan doğası yerine dış doğa geçmiştir. Din duygusu ve aşk konusu sıkça işlenmiştir. Önemli temsilcileri Fransa'da Rousseau, Victor Hugo, Lamartine, Almanya'da Goethe, Schiller; İngiltere'de Byron, Shelley; Rusya'da Puşkin; Amerika'da Edgar Allan Poe...

       Türk edebiyatında romantizmin etkisi Namık Kemal'in eserlerinde görülür. Abdülhak Hamit ve Recaizade Mahmut Ekrem'in şiirlerinde, Tevfik Fikret'in ilk dönem şiirlerinde romantizmin etkisi açıkça görülür.

 REALİZM

         Romantizmin aşırı duygusallığına tepki olarak 19. Yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmıştır. Yaşamı olduğu gibi anlatan gerçekçi bir akımdır. İnsan ve toplum gerçeğinin yansıtılmasına özen gösterir. Olayların ortaya çıkışındaki sosyal nedenler araştırılır.

Fransa'da Balzac, Stendhal, Flaubert; Rusya'da Tolstoy, Dostoyevski, Gogol, Gorki, Çehov; İngiltere'de Dickens realizmin önemli temsilcilerindendir.

     Realizmin etkisini, Türk edebiyatında Samipaşazade Sezai'nin "Sergüzeşt", Recaizade Mahmut Ekrem'in "Araba Sevdası" adlı romanlarında görürüz. Nabizade Nazım'ın "Karabibik" adlı romanı köy gerçeğini anlatır. Türk edebiyatında realizm, Servet-i Fünun döneminde görülmektedir. Halit Ziya Uşaklıgil'in "Mai ve Siyah" adlı eserinde realizm romantizme üstünlük sağlar.

 PARNASİZM

         Şiirde gerçekçilik anlayışıdır. "Sanat sanat içindir." Görüşünü benimsemişlerdir. Dış dünyayı yansıtmışlardır. Romantizmin dışladığı Yunan-Latin kültürüne dönmüşlerdir. Felsefeyle ilgili düşünceler, bilimsel ve teknik konular şiire girmiştir.

       Türk edebiyatında parnasizmin etkileri Tevfik Fikret'te görülmektedir.


NATÜRALİZM

       Realizmin ileri bir aşamasıdır; ancak deney yönteminin romana yansımış olması yönüyle realizmden ayrılır.

Natüralizmin ana kuralı şudur: "Sanat doğanın bir kopyası olmalıdır."

Emile Zola, Daudet, Maupassant, İbsen natüralizmin en önemli temsilcilerindendir.

      Nabizade Nazım'ın ve Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın romanlarında natüralist öğelere rastlanır.


SEMBOLİZM

       Şiirde parnasizme karşı ortaya çıkan bir akımdır. Parnasizmde dış gerçek önemliyken sembolizmde insanın iç dünyası önemlidir. Sembolistler okurun duygularına sembollerle seslenmeyi ve insanın hayal gücünü harekete geçirmeyi amaçlar.

Sembolizmde şiirin yorumu okuyucuya bırakılmış, değişik yorumlar yaratan şiirin mükemmel olduğu savunulmuştur.

Baudlaire ve Rimbaud sembolizmin hazırlayıcısı olarak kabul edilir. En önemli temsilcileri şiirde Mallarme, Verlaine, Valery; tiyatroda Maeterlinck'tir.

      Servet-i Fünun döneminde Cenap Şehabettin "Elhan-ı Şita" adlı şiiriyle bu akımın ilk uygulayıcısıdır. Bu akımın en önemli temsilcisi Ahmet Haşim'dir. Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Sıtkı Tarancı'nın şiirlerinde de sembolizmin etkileri görülür.


EMPRESYONİZM(İzlenimcilik)

          İzlenimcilik, 19. Yüzyılın sonlarında Fransa'da resimde görülmüş, daha sonra edebiyat ve müzikte de etkili olmuş bir akımdır.

Bu akımda anlam açıklığından çok kapalılık yeğlenir. Dış dünyadan algılanan görüntüler ruh süzgecinden geçirildikten sonra dışa yansıtılır.

Bu akımın edebiyattaki temsilcileri Baudlaire ve Verlaine'dir.

       İzlenimcilik Türk edebiyatında da Ahmet Haşim, Cenap Şehabettin gibi şairlerin üzerinde etkili olmuştur.


NEOKLASİZM (Yeni Klasikçilik)

     Sembolizme tepki olarak doğan bir şiir akımıdır.

     Türk edebiyatında neoklasizmin en güçlü temsilcisi Yahya Kemal Beyatlı'dır. Yahya Kemal'in şiirleri, biçim yönünden eski, öz yönünden yenidir.


FÜTÜRİZM

       "Gelecekçilik" anlamını taşıyan bu akımın kurucusu İtalyan şair Marinetti'dir.

Bu akıma göre geçmişin tüm sanat değerleri terk edilmeli, sanatın her dalına dinamizm getirilmelidir. Fütüristler, şiirde birim, ölçü, uyak gibi kuralları da reddetmişlerdir.

Bu akımın önemli şairlerinden biri Mayakovski'dir.

       Fütürizmin Türkiye'deki temsilcisi Nazım Hikmet'tir.

 DADAİZM

     Her türlü dil ve estetik kuralını yıkmayı amaçlayan bir sanat akımıdır. Birinci Dünya Savaşından sonra Fransa'da doğan bu akımın kurucusu Tristan Tzara'dır.


SÜRREALİZM

         Gerçeküstücülük anlamına gelen sürrealizm akımı, sanatın gerçek kaynağının bilinçaltında olduğunu savunmaktadır.

Sürrealistler, Freud'un psikanaliz yönteminden yola çıkmışlar; gerçek sanat eserlerinin iradeyle ortaya çıkmadığını, bir rastlantının ürünü olduğunu savunmuşlardır.

Gerçeküstücüler, iç akışı engellediği için noktalama imlerini kullanmamışlardır.

Temsilcileri: Breton, Aragon, Eluard, Peret.

        Türk edebiyatında sürrealizmin bazı özelliklerini "İkinci Yeniler"de görmekteyiz.


EGSİZTANSİYALİZM (Varoluşçuluk)

        İnsanın kendi değerlerini kendisinin yaratabileceğini, çizebileceğini savunan bir felsefe akımıdır. Bu akımın edebiyattaki öncüsü Jean Paul Sartre'dir. A. Camus bu akımın önemli temsilcisidir.




(Kaynak: http://www.siirakademisi.com/akimlar.asp 

 17.11.2005 18:18 tarihinde Bahadır Uçar tarafından eklendi, 14147 kişi tarafından okundu.

  Yazdır

Bu Haberi

Tavsiye Et
  Yorum Ekle

 Son Yorum:   ( 1 yorumu okumak için tıklayın )

Üye: zadegan

Bursa / İsviçre
Bayan, 1965
14.3.2013 00:19
Çok fayda sağladığım bir kaynak olduğunu ifade etmeliyim teşekkür ederim bir önerim olacak divan edebiyatını başlıbaşına içeren bir sahife oluşturabilinirmi zira bence esas beslendiğimiz kaynak orası tekrar teşekkürler.

  • Şiir Evim - SiirEvim.com Hakkında | Yayın Hakkı Notu | Bilgilerin Gizliliği | Künye | Yardım | İletişim
  • Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece SiirEvim.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Sitenin görsellerini oluşturan sayfaların bir kısmı diğer şiir/kültür/sanat/edebiyat sitelerinden alınmıştır ancak programlanması tamamen Sinan Eldem'e aittir.

    Tüm Hakları Saklıdır Şiir Evim 1999 - 2017 © Ahmet Bahadır UÇAR
    Sayfa 0.597 saniyede yüklendi.