Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
Yaşama An Meselesiyle Tekleyebilirim
0 / 5
Değeri piyasa sunularak fiyaskolanan,yarım ölçek tebessümle geçen zamana gönlüm takılıyor, hüzzam fasıllı, kuru kafa baskılı aşka…Öyle sanıyorum ki; şeffafça kırılmak için o yontuya hem de gocuntusuzca son nefesimde de tekrar tekrar düşmeyi düşünebilirim.Uzun bir sancıdan geldim; kanamam ağır, kalbim ağır,sol yan boşluğuma hücumlanan ağrılarımdan,direncini kırdığın dirençlerimden öyle eminim ki; sen merak etme senin için, senin elinden işkencelerle yaşama da her an, an meselesiyle tekleyebilirim.Alevini üfleyen hain yakarlı yangınlarında yıktığın ümitlerime yanan ahım külüyle sana kalır,rüzgarın kendine zarar kendimi bana savuramadığı gibi, seni de soluksuz bırakabilir.Ey sükuneti sıkılı dişlerimden çıkaramayan sevgili…Hiç olmayan dürüstlüğün yüzünde biraz adamlığını gezdirebilseydi keşke,seni tedariksiz de sevebilirdim her ölümle dişe diş de öğütümsüz çiftçi emeğimle de sevdanın sözcüsü olarak da tüm yanlışlarla savaşabilirdim..
Dona uğramış bakışlardan bile en kolay erimeler beklenebilirdi,buzul püskürtülerinden sivri kristaller çocuk göğsümü neşterlemeseydi.Mazeretin senden mert yüzümün suyunda artık hiçbir utançın utancını gizlemeden nasıl göründüğünü yüzlüce görebilmeyi seyredebilir.Bir kuşun kanatsız da uçabilme ihtimalli elçisiydi ömrüm,tüm ruhların üstünden beni acıyla tılsımlayan duaların yırtık muskalarıyla, görülemeyen ışınlamaların koynuna akarak ve de insana batarak, insandan çıkarak geçtim.Yeminlerini verip verip unutmuş gibi sözde geri aldığın,bu kutsiliği bir başkasıyla, daha bir başkasıyla çiğnediğin yerde… Aşk; sütüne de, kanına da ince ince kalay yaparak seni hizaya getirmek için parlatabilir. Küskünlüğünü sallandıra sallandıra gövdende tüm darılmaların sergisinde kendini gösterime de sunabilir.Söz namustur ve tüm yolculuklarda bir kadında olduğu gibi… bir erkekte de sözü kadar namusu aranır.
Bu yaşa kadar yani benim iki misli ömrümü yaşayana kadar nasıl olur da birileri çıkıp sana
Adamlığı,insanlığı anlatmamış, öğretememiş olabilir.
Çok bozmuşsan o uçkuru iradesiz iradenle inancımın Hıra dağında bir örümcek ağı inanılmazlığı ile mucize gibi duran güzellik, dişilik, analık mukaddesliğini…Çok yok saymışsan fikir kıtlığında ummana adım atamayan aklınla, Arafat'ta adem ile Havva arası parmak izlerimden hiyeroglif yazılar yazdıran, aklıma akan yazılarımı. İmanımın denizinde çok darmadağın yapmışsan… Allah'a sığındığım kağıttan yapılmış Kabe dehlizine yüzen gönül evimden kopmuş kapılarımı. Kim bilir bir tapınmanın orta yerinde hayata da, aşka da sana da dipsiz, dilsiz, dinsiz olup kafirce, gözü pekçe küfredilebilir ve hatta bir küfür rayından çıkarak tekrar edilerek büyüyebilir, yenilenebilir.
Kokun sahteliğini kusuyor sevişmelere soyunduğun atletine,sesin sesimde taze bir baharın düşlerini açarak yankılana yankılana gelecek yıllarımın da ırzına geçiyor şehvetle.
Hüzne bulaşan çıplak atların yele uzantılı çiftliklerinde ihanetin ihanetlerinin üstüne birer birer geldikçe…Ben de mecburi bir istikametle, bu gidişten kaçarsız bir şekilde aşk gemilerimi bulanık ve de kayalıklı kıyılarından okyanus boşluklarıma; gök mavilerimi sarsa sarsa çektim her defasında.Kısrakça sevişmelerin doyurulamamışlıklarından, ufkun yağmur çalkantılarında yalnızlığımla yapayalnız tutularaktan kendime kimsesizce yalpalaya yalpalaya süzülen arıntılardan doğaya kavuşan yerkürede döngüyü tutuşturan yıkanmalar ürettim.
Kainatın etten hazine sandıklarında değil ama, aleni gözlerin hazin haritalarında; yoldaşsız yol ala ala, çalıdan çırpıdan asa,karanlıktan pusula bula bula anlam fakiri, yaşam hakiri insanlara çok zengince yaşaya yaşaya, yaza yaza peynir ekmek gibi bir beyaz kağıt dikdörtgeninde havalanan binbir duyguyu dağıttım.
Kimse bilmez oysa kahrı çağlayan bir kahırla, kadersiz zamanını dolduran bir kaderle
Kah somunsuz susuz bir derviş olup,kah kimsesiz bir manaya sahiplice ermiş olup birkaç ömürlük krokili cüssemin ufacık yaşına inat asırlık sırlarını sözcük ölçeğinde harf harf anlam düşkünü avcılara noktasıyla virgülüyle bölüne bölüne dökülüp şelalelendirişimin nerelerden geldiğini.
Senden yana ellerime dokunan nasırlı düşüncelerinin yumuşaklığını yiyen o yalandan seyreltilerinde ürküntülere saflığımın doğurganlığını kör ebeliğinle beni beledikçe kaybettim.Sanma ki gerçeği mum eriyişi kadar olan hayalden dolatılmış sofralarında, sözü yenmiş vaatlerin ağladığı odalardan çıkma yazıt yollarında,yatağa atılan düşürülen nikahsızlıklarının arsız çıkarcı çıktılarında, bedenim de hesap sorgularına seni maruz bırakabilir benden kaçabildiğin gibi kaçamayabilirsin tanrının mahkemeleri duruşmasız tek celseli katında.
Orada o yılgın sade ibadetlerin Mevlana dilinde devasa bir huşu içinde evrene sürülen efsunun kervanlarında gözlerinin gözlerimden aura dalgalarıma yürüyen sansür bağnazlıklarınla rahibe sürmelerimi de rahip süngülerini de çektim urbamdan. ben sana çok filiz oldum, sen her toprakta açan sahipli her filize san ki yaprağını sana açan ben değilmişim gibi… gönül koydun.Kalabalıklara kaybettikleri aşkların anlatılarıyla… gümüş akıntılarla, gerçek yaşam öykülerimi yağdırdım. Ben en çok seni emzirdiğim bilgeliğimle, vahşi yaradılışına ilmimi yağmalattım.
Beni bir kere daha vurmak için ardım sıra attığın kahkahaların… peşi sıra sendeleyen yoksul ve de sarhoş naralarına karışarak geri dönüyor. tüm sözcüklerini söyleyeceğin yerde dudağın diline vuruyor dilin dudağına dolanıyor ar haya edep hangisi doğru kelime ise işte o her ne ise nihayet geçte olsa kendiliğinden benim karşımda sana kendini gösteriyor.
Bensiz geçici hafıza kaybına uğruyor algılarımdan yana yetim bırakılmış hislerin,imgelerden ilmek yap, yazdığın her yazıya kelleni bırak…bakalım dönüşüm tekrar gelincik gülü olup yeşertecek mi hasretimin üstüne sayfa sayfa yolduğun yaprak yaprak… yaprak dökümünde unuttuğun halyet-i ruhiyyemi.
Sen al şimdi sönmeye dönük ışıklarımı sen al şimdi… çaresiz yaşamdan çoktan göçüp gitmiş iç yıldızlarımın geride bıraktığı; her an havada kaymaya meyilli görüntülerinden sen çıkar, çıkılı varlığımı.Belki yarın akşam aynı gökte sere serpe, aynı ayın seyrinde alenice uzanışına uzanmış olmayabilirim.Ne veriliyorsa aydınlık geceye, sulara çekiliyor geldiği dibi kıyılardan kara; geri alıyor nur şafağını yeryüzüne süre süre,şavkını ufka süze süze. Ayın yörüngesi geride kalıyor görüntüsüz oluyor kimi, güneş gün için şevklenince, öne geçince.
Bir veda bekleniyordu,oysa veda biraz daha zamana bırakmak için her şeyi sana bana ve de bir arada olamayan her şeye ağlamaya gidiyordu…Ve bir sevgili son sözünü dilinin altından çok, kalbinin altında saklıyordu " Değeri piyasa sunularak fiyaskolanan,yarım ölçek tebessümle geçen zamana gönlüm takılıyor, hüzzam fasıllı, kuru kafa baskılı aşka…Öyle sanıyorum ki; şeffafça kırılmak için o yontuya hem de gocuntusuzca son nefesimde de tekrar tekrar düşmeyi düşünebilirim.Uzun bir sancıdan geldim; kanamam ağır, kalbim ağır,sol yan boşluğuma hücumlanan ağrılarımdan,direncini kırdığın dirençlerimden öyle eminim ki; sen merak etme senin için senin elinden işkencelerle yaşama da her an an meselesiyle tekleyebilirim."
17-11-2005
Yorum Yaz
İstatistik
Tarih Hit
15-12-2019 1
15-11-2019 1
03-11-2019 1
01-11-2019 1
30-10-2019 1
26-10-2019 1
07-10-2019 2
Yeni Şiirleri

Damara Sek Giriyor Hüzzam

14 Yıl önce yayınlandı

Bıraksan Yasadışı Kalbin

14 Yıl 1 Ay önce yayınlandı

Çıplak Panjuru Olmayan Pencerede

14 Yıl 1 Ay önce yayınlandı

Kan Rengi Gülerdin

14 Yıl 1 Ay önce yayınlandı

Sevdanın Alın Teri

14 Yıl 1 Ay önce yayınlandı

Benzer Şiirleri

Damara Sek Giriyor Hüzzam

14 Yıl önce yayınlandı

Bıraksan Yasadışı Kalbin

14 Yıl 1 Ay önce yayınlandı

Çıplak Panjuru Olmayan Pencerede

14 Yıl 1 Ay önce yayınlandı

Kan Rengi Gülerdin

14 Yıl 1 Ay önce yayınlandı

Sevdanın Alın Teri

14 Yıl 1 Ay önce yayınlandı