Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
FENOMENLER **bu bir şiir değildir**
0 / 5
Toplumsalın Kötülük Meleği\'ne ithaf edilmiştir.
-------------------------------
İnsan kavramının depresif yaşantısında süreklilik ve ekonomik çözünürlülük, baştaki kavram ve yapılanmalardır. İnsanın en çok etkilendiği sembolik dünyasının içindeki kendisi olduğu varsayımından yola çıkarsak dehşetli fantezilerin kurguları, öfke, intikam, hırs ve doyumsuzluk, iyilik karşıtlığıdır.

Farklılıkların biçimlendirdiği aşırı fenomenler ve dünya ötesi varlıkların korkutan gerçeği karşısında insan dinsel bağışıklık kazanmak ve bir nevi makineleşmek arzusuyla modernite ve içgüdüsel hayat kavramlarını sıkça yaşamaya başlamış, felaketin gizli düzeni kendisini hızla bir amip gibi çoğaltmanın ortamını bulmuştur. Bu düzensizliğin içindeki muhteşem düzenin korkutucu boyutlarında insan teknik moleküler yapısını mikroçiplerle sorgulamaya başlamış ve odaklaşan karanlık güçlerin sembolik kavram çatışmaları gün yüzüne çıkmaya, kendilerini alıştırıp biyonik kütleler halinde cehennemin kalbine akacak atom savaşlarını nasıl bir ivmeyle hareketlilik kazanacağını görmek için, düzeyli verilerle uslarımıza yerleşmişlerdir. Bunlar mantıklı ve mantık dışı saydığımız görsel yada popüler düşlemlerimizin içinde adeta bedenimizin kanayacak bir parçası halinde, sistemleşen her şeyimizi (yaşamsal düzeyde) altüst edebilecek güce erişmişlerdir. Kuramsal şiddetin kalıplaşan tepkisel metamorfozuna karşı etrafımızda bir yangın gibi çoğalıp, sürekli artmalarla kendi içyapımızın entelektüel düzeyde yıpranmasına yol açarak, anarşinin ilahları haline gelmişlerdir.

Artık “iyi” diye hiçbir şeyden söz etmenin mümkün olmadığı, toplumun yani kitlenin düşünsel var oluşundan bu yana, duygusal estetiğin artık bir değişim enerjisi ve dejenerasyonu içinde geriye sadece ayakta durabilen kötülük ve şiddetin manifestosunu yazan şeytan ayakta kalabilmiştir. Ahlak dışılığın sembolik göstergesi ve düzeyi olan cinsel topluluklar bunların kanıtı gibidir. Adeta insana türleri arasında, çoğalabilen canlılar sınıfının en kalabalık olanıdır. Ve bu helojonik yapı içinde dahi türlerin karışımı yasası içinde kendi iç özgürlüğümüzü kısıtlar, dayatır kendini bize. Artık yok olan toplumun adı cinselliktir. Trans estetiğin tabanını oluşturan bu yapılanma analitik düzlemin dışında ve mantık ölçüleri içindedir. Estetik olan kavramlar düşey düzlemlerde sanatsal obje düzlemlerinde kalıtsaldır. Sanat gibi o da çoğalır. Bu bir nevi yapay yazgı bile olsa gerçektir. Kadın ve erkeğin dışındaki üçüncü tür bunun kanıtı ve yaşamsal pratiğidir. Estetik yapılanmaların dahi dışlandığı bir dördüncü tür daha vardır. Fakat bu estetiğin teknik buhranlar, sanayi ve bilimsel atılım isimleriyle, kozmikleştirilmiş insan gruplarıdır. Michael Jackson evrensel bir örnektir ve hızla çoğalmaya başlayan bu melez türün ilahlaşan bedensel kapitalidir.

Politiğin apolitikleşme gibi zıt bir kavramı asla olmadığı gibi yaşamın içindeki protezlerin de kız-oğlan-kız olmadığı estetik bir kuraldır. 1987 de ki wall street iflası gibi ya da kara Cuma türünde ekonomik bir felaketin bundan sonra olup olmayacağı hakkında söylenebilecek tek kesin şey hayır olabilir. Çünkü artık hiçbir sentezin gerçek olmadığı gibi ekonomik yaşantının da, sanal olduğu kavramıdır. Bu vesileyle saymaca ekonomi ile gerçek ekonomi arasındaki uyumsuzluk çarpıcı olarak ortaya çıkar. Üretime dayalı ekonomilerin gerçek felaketinden bizi koruyan işte bu uyumsuzluktur. Çünkü artık ekonominin atomları içinde yaşayan türevler sanaldır, gerçekliğin dozajından fazla ve bilimseldir. Yani artık bu da bir fenomendir. Eğer kötülüğün etkileşim içindeki gücü baskın olmasaydı bir üçüncü dünya savaşı yada nükleer serpintiler içinde algılamadan, bedensel sadece bedensel, tarih öncesi bir yaşam sürüyor olacaktık. Kötülüğün şiddet ile aynı kefeye konması buradaki uyumsuzluğun altının çizilmesi olacak. Çünkü kötülük şiddet değil, metabolik bir varlık, dokusal bir yaşam kaynağı, aracın amacı ve tutkunun sebebidir. Şiddet fenomen, kötülük kavramsaldır.

Üretimin yığılgan toplumsal kargaşaların orantılamasıyla hala görkemini korurken insanın oluşturduğu et pazarı zihinsel enerjinin yerine konulabilecek yeni şeyleri kitleler için arar ve kitleleri düşünme zahmetinden kurtarır. Artık mekanik geçmişteki trajik olaylar dahil tarihsel bütünlüğü bile yargılayan toplumsal içgüdünün hayvani bileşenleriyle hareket eder ve dünyanın her yerinde soykırıma düzenin adaleti ismini koyar. Yüzyılların ötesinden kadavraları bilinçli kolektif canlanmanın perdesi olarak önümüze koyar. Artık düşün tarihi saçmalığı yoktur. Aslında hiçte olmamış gibidir. Homeros Odisa’yı yazmasaydı ne olurdu yada tekerlek bulunmasaydı, yazı icat edilmeseydi ne olurdu. Hiç. Tüm bunlar zoraki dayatılmışlığın sonuçları tarihsel teknik saçmalıklar bahsedilen globalleşmenin alın yazısı ‘‘Kendi lanetli yanını temizleyen her şey kendi ölümünü imzalar..’’ (J. Baudrıllard)
Kötülük ilkesi ahlaki değildir bir dengesizlik ve baş dönmesi ilkesi bir karışıklık ve acayiplik ilkesi bir aykırılık bir uyuşmazlık ve alt edilmezlik ilkesidir. Bir ölüm bitkisi değildir tam tersine yaşamsal bir kopma ilkesidir. Sahte cennetler kurma ilkesi ve cehennemin iyi yanıdır. Çağdaş sistemlerin kopma noktasını belirleyen kaybetme biçimi de denilebilir buna. Kötülük kendini harcayarak çoğalır. Bir metastazın olması gerekmediği gibi teoremsel enerjisini yalıtması da Hegelci yanının güçlüğündendir.

Makinelerin sermaye olarak kullanıldığı çağların dışındayız. Kusursuz bir paranoya ile hareketlilik kazanan ideolojilerin zamanında yaşıyor ve bu havanın biyolojik embriyoları olarak soluk alıyoruz. Herhangi bir kent artık sadece beton binalar sokaklar yada caddelerden oluşmuyor. Hücre diyebileceğimiz mükemmelliği kanıtlamak istermişçesine fırsat kollayan bir bukalemun gibi her an yaşıyor her an küçük mitoslarla karşımıza çıkıyor.

İnsanlar kendi özgürlüklerini dahi makineler yaparak bilgisayarlar geliştirerek devam ettiriyorlar ve toplumsallığın düşünce yetisine sınır koydukları gibi kendilerini de sınırlayarak üçüncü şahıslara yani makinelere kuralsız bilgiye dayalı bir dünya bırakarak kendi kentlerinin makro yaşamlarına her zamanki sıradanlığın dışında tekrar dönüyorlar.

Ahlaki çözünürlüğün fazlaca konuşulduğu kapalı ortam ve kitlelerin gelenekçiliği hala devam ede dururken metastazların artıklarındaki dehşetin kanlı elleri şeffaflığın matlaştığı kentlerin kanına eşcinsellik, eroinmanlık olarak kötülüğün kadavraları arasından hızla ayağa kalkmaya başlamış ve hatta tüm kentlerin tek kuralı haline gelmeye yeminliymişçesine bir savaşa girmiştir.henüz cenin olduğunu sananların aksine o bir cenin değildir. Damarları ve kanı yoktur. Ölümün itkisel tarafsızlığından korkmaz ve alınmaz. Ritmik uyumsuzlukların yanında hatta bu ritmik uyumsuzlukların kaynağındadır. Düşsel eğilimlerin türevinden kimsesizlerin şiddet bağımlılığına kadar her yerdedir. Kent artık onundur. Kent metalik renklerin kuşağından çıkıp O’nun ağlarına takılmıştır.

Zaman suyun üzerinde düşünülen bir şerh gibi kalakalmış dış tanlık ilkesi içten yıpranmaya negatif ölçülerle parçalanmaya başlamıştır. Enerjinin güçlü odaklarıyla siyasi paranoyadaki artış orantılı olmuş ve yönetenlerin sayısı hızla artarken yöneltilenlerinkinde de aynı hıza bağımlı olarak bir azalış görülmüştür. Monarşinin ortaçağda kaldığını söyleyen ve yazan budalalar ve tarihçiler bir şeyi atlamışlardır. O da monarşinin yalnızca aristokratik düzeyde bitip toplumsal düzeyde devam ettiği gerçeğidir. Bu gerçek sonuçlarıyla olmasa bile kalıplarıyla yeterince çoğalmış hızlı gelişim çağının dejenerasyonunu da kendisine bir kılıf olarak hazırlamıştır.

Bünyesel değişimler geçiren kent üretim kaynaklarının da artması ve buna bağlı olarak üretimin çoğalması yerine orantısızlıkların kurularak üretimde görülen azalışın üçüncü dünya kentlerinin materyalist güdümlü politikaya bağımlılığı hızlandırmıştır. Buradaki kentlerin suç oranları tok insan sayısı kadar çoğaldığından kentlerin ideolojik yapılara bağlanması kolaylaştırarak global işçi sınıfı oluşturulmuş ve kentlerin Euro’laşması engellenerek dışa kapalı içten yönelik kurumsallaşma kentlerin yaşamasına engel olarak konulmuştur. Bu kentlerin kötülüğü evrimsel olarak yaşamları kaçınılmaz olup kitlesel olaylar ya da devrimlerle bir sonraki aşama olan makineleşme ve daha kolay para kazanma yöntemine geçilecek sanayileşme arttıkça her sanayi makinesi kentlerin hücrelerine sessizce oluşturduktan sonra hakimiyet kural tanımaz bir gerçeklikle kentlerin eline geçmeye başlayacaktır. Ve sonrası aynı senaryo. Yani şeytan.

Metropol kentlerin teatralliği azaldıkça yaşantılardaki sıradanlık saydamlaşıp bilginin öznelliği azalmaktadır. Bilgi kişilerin sanal yanılgılarla ortaya çıkardığı bir güç haline geldiğinde ise aslında toplumsalın kültür ve ahlak yapısının da ne denli yapay olduğu baştan çıkarmadaki zekanın gücüne bağımlı hale gelmektedir. Bu bağımlılık yalnızlıkların dar çemberler içinde kısıtlanmış olmasıyla ölçülebilindiği gibi zaafların sonuncunda ortaya çıkan sürecin erdemi ve kimliği ile de ölçülebilir.
12-05-2008
Yorum Yaz
İstatistik
Tarih Hit
09-07-2020 1
05-07-2020 2
28-06-2020 1
20-06-2020 1
13-06-2020 1
04-06-2020 1
01-06-2020 1
Yeni Şiirleri

Zeplin

12 Yıl 2 Ay10 Saat önce yayınlandı

Yitik

12 Yıl 2 Ay10 Saat önce yayınlandı

Yılanların Dişinde Ölü Düşler

12 Yıl 2 Ay10 Saat önce yayınlandı

Yeter Artık Gelmelisin

12 Yıl 2 Ay10 Saat önce yayınlandı

Yaşama Dair Cılız Çırpınışlar

12 Yıl 2 Ay10 Saat önce yayınlandı

Benzer Şiirleri

Zeplin

12 Yıl 2 Ay10 Saat önce yayınlandı

Yitik

12 Yıl 2 Ay10 Saat önce yayınlandı

Yılanların Dişinde Ölü Düşler

12 Yıl 2 Ay10 Saat önce yayınlandı

Yeter Artık Gelmelisin

12 Yıl 2 Ay10 Saat önce yayınlandı

Yaşama Dair Cılız Çırpınışlar

12 Yıl 2 Ay10 Saat önce yayınlandı