Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
Şair'ül İslam Yunus Kokan - Vecizeler
5 / 5
1) Nefsim ki emmare, başkasına ders vermek ne haddime, tüm sözlerim nefsime. 2) Bismillah bir intisab, bir istinad, bir nokta-i istimdaddır ki Kadir-i Mutlak Hâlık’ı, âciz-i mutlak mahluka yardımcı eyler. 3) İstikamete giden yol, istişareden geçer. 4) İmanın şah damarı tevhiddir, şirk o şah damarı keserek imanı katletmektir. 5) Tevhid imanın, tefekkür ibadetin zirvesidir. 6) Kendini kusursuz görmen, helak olman için yeter; eder Firavun, Nemrud, Karun’dan da beter. 7) Namaz bireyin, zekât toplumun direğidir. 8) Ehl-i tefekkür ile ehl-i gafletin misali şark ile garbın misali gibidir. 9) Ruhun gıdası Kur’an, kalbin teneffüsü namazdır. 10) Şeref ve izzet parayla kazanılmaz; şeref ve izzetle para kazanılır. 11) Çok uzaklardan görünen kumlar ve çakıl taşları değil, sarsılmaz dağlardır. 12) Bilgi ve sevgi ilgi denen şefkatli validenin iki masum ve muhterem evladıdır. 13) İman marifeti, marifet tevazuyu, tevazu muhabbeti, muhabbet şeref ve izzeti cezb ve celbeder. 14) Dil hem zehirdir hem panzehir. 15) Ülfet ve marifetin merkezinde ene vardır. Cehalet ve ilim onda gizlidir. 16) Namaz, her bir âzanı veren Ehad-i Samed’e her bir âzan ile teşekkür etmektir. 17) Bedenin ameli olduğu gibi, kalbinde amelleri vardır. O amellerin en faziletlisi ilahi aşktır. 18) Malumat marifete inkılap etmediği sürece cehalettir. 19) Duygular kalpten, kalp ise ruhtan ders alır. 20) İnsan olmadan Müslüman olunmaz! 21) Bize taştan duvardan cami yaptıracak adamlar değil, gönül yapacak adamlar gerektir. 22) Tevazuda zirve ol; amma benlikte bir zerre bile olma! 23) Candan geçmeyen Cânan’ı bilemez. 24) Duyguların evveli dinlemek, direği okumak ve zirvesi ise şâirliktir. 25) Kader yazılan senaryoyu ve rolü oynamak değil, oynayacağın senaryoyu ve rolü bilmektir. 26) Başkalarının kusuruyla meşgul olmayı terk eden, kendi kusuruyla meşgul olur ve nihayetinde Hakk’a vâsıl olur. 27) Arı gibi çalışanın bal gibi eseri olur. 28) Marifetin nispetinde dua eder ve marifetin nispetinde muamele görürsün. 29) Basar ziya ile, basiret nûr ile görür. 30) Tebessüm sadakadır, kahkaha illettir. 31) Aşk ile akan gözyaşları nârı nura inkılab ettiren alamet-i rahmettir. 32) Geçmişi değiştiremezsin; ancak nefes alıyorsan bil ki kendini affettirmek için geç kalmış değilsin. 33) Gül kokmak için, bülbül olmak gerek. 34) Ameldeki nifak eğer tevbe ve istiğfarla temizlenmezse, zamanla itikada sirayet eder. 35) Bir insanı tanımak koca bir âlemi tanımak kadar müşkildir. Zira her insan başlı başına bir âlemdir. 36) İnsan marifeti nispetinde dua eder ve marifeti nispetinde ister. 37) Musibetlerin yağmur gibi yağdırılması meyyit letaifin ihyası içindir. 38) Bir senelik rızkını bir oturuşta yemediğin gibi, bir senelik ibadeti de şimdiden düşünüp dert etme! 39) Üflemekle sönenler kibrit misillü ışık verenlerdir. 40) Zafer sarhoşluğu içinde olanlar yenilgiye namzettirler. 41) İnsanın yarın için gayeler edinmek yerine yaptıklarıyla yetinmesi hele bir de övünmesi ne kötü! 42) Nefsine avans verirsen sonunda iflas edersin. 43) Dünya aldatıcı bir tüccardır. 44) Mevt bir davettir, bir beraattir. Âşığın Maşuk’a visalidir. 45) Kalp çobandır, nefs-i emmare kurt. Kurt sürüye saldırmak için çobanın bir anlık gafletini bekler. 46) Hadisleri ve bilhassa sahih olanlarını inkâr edenler dalaletin ve helakin eşiğindedirler. 47) Peygambersiz ve sünnetsiz bir Kur’an Müslümanlığı olmaz ve olamaz! 48) İlmi okuyanlarda, hikmeti susanlarda arayınız. 49) Ömür dakikaları sayılı olan insanın, günün üçte birini uykuya ayırmasına şaşarım. 50) Kaliteye değil, reklama talib olunan dünyada kaliteli adam bulmak bir hayli zorlaştı. 51) İnsan hata yapmayan değil, hatasını görebilen ve af dileyebilendir. 52) Hayal edecek değil, hayal edilecek adamlar gerek memlekete. 53) Ey nefsim! Sen namazı ayakta tut ki, namaz da dinini ayakta tutsun. 54) Şiir şâirsiz, resim ressamsız, sanat sanatkârsız olmadığı gibi; elbette mükemmel bir ilim ve hikmetle donatılmış insan ve kâinat da sahipsiz olmaz ve olamaz! 55) Ve öyle bir hayat yaşa ki sen dünyadan ayrıldığına değil, dünya senden ayrıldığına ağlasın! 56) Ey insan! İyi ölç, iyi tart, hesabını iyi yap. Yevm-i mahşerde evdeki hesabı pazara uymayıp da şaşkın şaşkın bakan adam gibi olma! 57) Sürekli dalaleti telkin eden şeytan ile sürekli marifeti ve hidayeti telkin ederek mücadele edilir. 58) İmanın merkezi kalp olduğu gibi küfrün merkezi de kalptir. Binaenaleyh inkâr eden akıl değil, kalptir. Bu da cüz-i iradeyi şerde istimal etmektendir. 59) Her işiyle, her fiiliyle mükemmel olan Zât-ı Kadir-i Zülcelal elbette mükemmel bir muhabbete layıktır ki bu nihayetsiz muhabbete aşk denilir. 60) Şirkin itikadi olanı var, ameli olanı var, kavli ve fikri olanı var. Hakiki Muvahhid Müslüman itikadi, ameli, kavli ve fikri her türlü şirkten uzak durandır. 61) Merkezinde Kur’an ve sünnet olmayan hiçbir mezhep, hiçbir meslek ve hiçbir meşrep dalaletten kendini muhafaza edemez. 62) Baki olanın kendisine, fani olanın eserine bağlanınız! 63) Dünyada uykusu büyük olanın mizanda hasenatı küçük olur. 64) Günün sekiz saatini yatakta, kalanını ayakta uyuyarak geçirenler bizi nasıl anlasın? 65) İman vicdanda olanı dil ile ikrar etmektir. Küfür vicdanda olanı dil ile yalanlayıp gerçekleri örtmek, görmezden gelmektir. 66) Eserden müessir gibi olmasını beklemek ve hatasız, kusursuz, noksansız insan aramak en büyük kusur ve en büyük noksanlıktır. 67) Kabirleri ve türbeleri ziyaret ediniz! Fakat kabirlerden ve türbelerden meded beklemeyiniz! Meded yalnızca Allah’tan dilenir ve yalnız O’ndan gelir. 68) İsm-i Nûr’a layıkıyla mazhar olanın fiilleri mükemmel bir sûrette ve süratte cereyan eder. 69) Zamana mahkum olanlar, Allah’a hakiki abd olarak Biiznillah zamana hâkim kılınanları anlayamaz! 70) Kur’an’dan daha doğru bir söz, Resûlullah (s.a.v)’den daha güzel bir örnek yoktur. 71) Sünnetten daha sağlam bir mezhep, vicdandan daha büyük bir müctehid yoktur. 72) Toprak altına giren her çeşit tohumu dirilten nihayetsiz bir hikmet ve kudretin insan tohumunu diriltmemesi ve (hâşâ) diriltememesi düşünülemez! 73) İhtiyaç duyanlar ağız ve dil ile tekellüm ederler. İhtiyaç duyulanlar ise ağız-ı eser ve lisan-ı ilim ile tekellüm ederler. 74) Evet, izzet ve şerefin tamamı Allah’a aittir. O Zât-ı Azîz-i Muizz dilediğine izzet ve şeref verir de o kimsenin ismini hem dünyada hem de ahirette yüceltir. 75) Evliyâullahın sözleri hep birbirine benzediği gibi, tüm Adüvvüllahın dahi sözleri birbirine benzer. 76) Allah dostlarının meclisi gül bahçesine benzer. Allah düşmanlarının meclisi bataklıktan ibarettir. 77) Her kim Allah dostlarına muhabbet ediyorsa bilsin ki muhabbeti Allah’adır. Kim de Evliyâullaha adavet ediyorsa bilsin ki düşmanlığı Allah’adır. 78) Yeis ataletin, atalet cehaletin, cehalet sefahetin, sefahat dalaletin, dalalet nârın davetçisidir. 79) Güzelliğin enva’ı vardır: İmanın güzelliği, ilmin güzelliği, amelin güzelliği, ahlâkın güzelliği, ihlasın güzelliği… Hâ bir de sûretin güzelliği. 80) Ehl-i marifetin hikmetini bilmediğiniz efâli hakkında yorum yapmayınız. Zira onların esbab-ı efâlini çoğu zaman kendilerine sormadan bilemez ve su-i zan edersiniz. 81) Gıybet helal olmadığı gibi, insanların yüzüne karşı eziyet verecek bir şekilde tekellüm de helal değildir bilesin. Terk etmezsen bu işi bedelini ukbada ödersin. 82) Ey nefsim! Oldu zannediyorsan kendini tam, bil ki delildir olduğuna ham. 83) Ey nefsim! Önce yan, sonra yak. 84) Basiret basardan ileriyi görmeli. 85) Marifet hikmet-i hilkattir, tefekkür mukteza-i fıtrattır. 86) İnsanı insan yapan hayâdır. 87) Dua bir anahtardır. 88) Kâmil mürşid hâl ile örnek olandır. 89) Ehl-i gıybet yamyama benzer. 90) Cehalet bir illettir. 91) Gaye-i ibadet şükürdür. 92) Evliyâullahın düşmanı Allah’ın düşmanıdır. 93) Göz eseri görünce, öz müessiri görmeli. 94) Zekât bir kalkan-ı mühimmedir. 95) Tebdil-i isimle mahiyet değişmez. 96) Yokluktaydım Rabbim verdi vücûd, nasıl olur da etmem O’na sücûd? 97) Her şerde dahi bir hayır vardır. 98) Riya salih amelleri yok eder. 99) Hakkı söyleyenler Hakk’ın himayesindedir. 100) İnsanlara liyakatı nispetinde değer verilmeli. 101) Ey nefsim! Ne ise özün,o olsun sözün. Ne ise sözün, o olsun özün. 102) Ruhun gıdası Kur’an’dır. 103) İbadet marifetin habercisidir. 104) Değildir tesettür tarz, nass-ı Kur’an ile farz. 105) Allah örtü ile emretti gizlemeyi zineti,ne yazık ki bir kısım muasırlarımız, yaptı örtüyü en güzel zineti. 106) Nefsinin avukatı değil, hâkimi olmalısın. 107) Talebe olmak öğrenci olmanın gayrıdır. 108) İyilik döner durur, yapanı bulur; kötülük döner durur, yapanı vurur. 109) Verirsen malından zekât, artırır o malı Şekûr kat kat. 110) Yücelten de alçaltan da Allah’tır. 111) Dinsiz felsefe bir safsatadır. 112) Gelenek dine eklemek değildir. 113) Muhabbet eken aşk biçer. 114) Sözün doğru olsa da yerinde demek gerek. 115) Âlim bin düşünür bir söyler, cahil bir düşünür bin söyler. 116) Evliya kalp kırmaz. 117) Şu elimizdekiler altın ve elmastır, kullandığımız tek para ihlastır. 118) Şems çıktı nücum kayboldu. 119) Her gördüğünü tesettürsüzlükle suçlamak yerine, önce gözlerine tesettürü emret bak gereğine! 120) Eser müessiri tanımak içindir. 121) Büyük uykular kabre tehir edilmeli. 122) Kap dolmadan taşmaz. 123) Sünnetin inkârı Ebû Cehil’den de cahil eder insanı. 124) Kitap yüklenmek için akla ne gerek? İlmiyle âmildir âlim, bilmek gerek. 125) Edepsizle bir olmak ilme hürmetsizliktir. 126) Kul dediğin her işi Allah için yapar. 127) Fıtratta kibire yer yoktur. 128) İlmin şükrü tebliğdir. 129) Uyku gayenin habercisidir 130) Kimi ihtiyaçtan konuşur, kiminin konuşmasına ihtiyaç duyulur. 131) Teşbih-i kelam teşbih-i itikaddan gelir. 132) Yeis nârın davetçisidir. 133) Zahire aldanma, ehl-i siyasetin işine karışma. 134) Duanın keyfiyeti marifete delildir. 135) İnkâr eden akıl değil, kalptir. 136) Asrın adamı asrın dışında olmalı. 137) Kabirlerden ve türbelerden meded beklenilmez. 138) Âlimin ilmine, tebliğdir şükür. Zalimin zulmüne korkma tükür! 139) Ey sen âmir! Edemezsin kırdığın bir gönlü tamir, iyisi mi seç sen kendine güzel bir zamir. 140) Kál ile öğüt veren çoktur, hâl ile örnek olan yoktur. 141) İlimle tedavi edilmezse illet-i cehalet, bil ki artarak olur sonunda dalalet. 142) Kur’an’dır Allah’a ulaştıran hakikat, nefsindir eğer binebilirsen hakiki at. 143) Aslı çirkin olanı, değiştiremez onun adı. 144) Vermişse Allah bir kuluna ilm-i simayı, bir bakışta anlar yürekteki davayı. 145) Ey nefsim! Yılan gibi kıvrım kıvrım olup, yalanla oynama! Ok gibi dosdoğru ol, hedeften sapma! 146) Uyku beş saattir, çoğu kabahattir. 147) Sen Türk, sen Kürt, sen Arap’sın dediler, Millet-i İslâmiye’yi bu ateşle erittiler. 148) Her kime verdiysen layık olduğundan fazla değer, bir gün gelir elbet seni buna pişman eder. 149) Uğradı mı bir beldede salihler atalete, fasıklar hâkim olur o beldeye elbette. 150) Kur’an sedası,ruhun gıdası; şirk kokan müzikse, olsa olsa ruhun belası. 151) Ve bir şiir ki tüm şiirleri sil baştan yazdıracak. Ve bir iman ki Hakk’ın adını yüreklere kazdıracak. 152) Zaafiyet-i ibadet, eder zaafiyet-i marifete işaret. 153) Ey nefsim! Avukat gibi nefsini savunmayı bırak, hâkim gibi nefsini sorgulamaya bak! 154) Mümine yaraşmaz boş durmak, saltanat-ı hakiki kulûb üzerine taht kurmak. 155) Uyan ey insan ölüm var ayıl! Seni hikmete sevk eder akıl, hayvan gibi yaşayacaksak, ne diye verildi ki şu akıl? 156) Abdullah İbni Ömerler için, Ömer gibi pederler gerek! Yeni Fatihler için, yeni Akşemseddinler gerek! 157) Hakk’ı bilendir hakiki âlim, Hakk’ı tanımayandır asıl zâlim. 158) Samimi olanın zikredilir ismi Arş’ta, zıddı olanın ismi silinir en başta. 159) Kendim bildim bileli, uyudum mu bilmem. Ben göz kapamaya, uyku demem. 160) Her kişi kazancında dökmeli ak ter, elzemdir insana önce karakter. 161) En aziz kişi nefsine galip olandır, en âciz kişi nefsine mağlup olandır. 162) Ne dünya ne de ukba, gayemiz yalnızca ilahi rıza. 163) Üsluptaki virüslerdir bu davada en büyük düşmanımız bizim, dile format gerektir azizim. 164) Üzmeler ve küsmeler; kırgınlıklar ve kızgınlıklar hep birbirini kovalar. 165) Ha bir cami yıkmışsın,ha kalp kırıp gönül yıkmışsın. Namazdan mânâ ne? Sen kâbeyi yıkmışsın! 166) Asla gözüne haramı gördürme! Bin latifeni bir bakışla öldürme! 167) Ömürdür dünyadaki sermaye, hasenattır ukbadaki sermaye. Uyan ey gafil nefis, nasıl olur da boş geçer bir saniye? 168) Gözlerden akan yaşlar, turab-ı kalbi sular. 169) Ârif her musibetten bir ders-i ibret alır, cahil ne gelse başına kul yaptı sanır. 170) Ben hiçbir şey söylemedim ve hiçbir şey yazmadım; yalnızca yüreğime, bir ayna bıraktım. 171) Şükür tohumdur sabır suyu; esirgeme ki suyu, yeşersin şükür tohumu. 172) Kul kuldan istedikçe eder tedenni, Hakk’tan istedikçe eder terakki. 173) Allah deyu deyu çıktım dağlara, haykırdım doya doya. Taş bağırlı dağa kim ne duyura? 174) Bil ki güldür onlardaki bağır, adavet ettiğin Allah dostu ise bedeli ağır. 175) Nimeti yalnızca Hakk’tan bil! Ta ki zikretsin hakkıyla O’nu dil. 176) Zannetme ki tevekkül sebepleri terk edip bir mûcize beklemektir, tevekkül esbaba müracaat edip neticeyi Hakk’tan dilemektir. 177) Kenz-i mahfiyi aradım durdum, o hazineyi kırık kalplerde buldum. 178) Geceyi yıldızlar aydınlatır amma, bir yıldız ki güneş olur da görünmez başka yıldız ve yakılmaz lamba. 179) Kalp bir tarladır; kimi muhabbet eker, kimi nefret diker. Mahsulü ameldir, herkes ektiğini biçer. 180) Ehl-i gafletin aşk sandığı şehvani bir muhabbettir, oysa aşk mukaddes ve müberra bir hakikattir. 181) Kabir büyük bir duraktır, sanma ölüm sana çok ıraktır, şu sararıp düşenler yapraktır, nasıl yaşarsan yaşa, sonun kara topraktır. 182) Dediler: “Riyazetle nefis ölür mü?” Dedim: “Hiç düşman geri çekilmekle ölür mü?” 183) Bir yıkılış bin kalkınıştır, bir mağlubiyet bin galibiyettir elbet. Mühim olan yenilgi içinde büyüyen, zafer-i ekberi görebilmek. 184) Âyâ zanneder misin zikirler gider boşuna? Zikir ayaklarıyla çıkılır merdiven-i aşkın arşına. 185) Gönül yapanlar bırakır arkalarında gül, gönül kıranlardan geriye kalan yalnız kül. 186) Nefretin misali bir çöl, kupkurudur, kurutur gör! Muhabbetin misali göl, hiç çöle benzer mi gör! 187) Azrail gelince insan etmeli tebessüm, Sevgili’ye götürene nasıl edilmez tebessüm? 188) İbadetin efdalini ararsın, bir taraftan da gönül kırarsın, kâbeyi yıkarak nasıl rıza ararsın? 189) Seher vaktini uykuda geçirmek, musluk açıkken kovayı ters çevirmek. 190) Şâirim, sözün âlâsını bilirim, lakin cahilin karşısında konuşmayı, edepsizle bir olmayı, ilme hürmetsizliktir bilirim. 191) Elif gibi dimdik ol amma çok havalardan uçma, düşüşün fena olur sonra. 192) Nefs-i emmare cihetiyle öldüğün gün, odur kalp ve ruh cihetiyle dirildiğin gün. 193) Dünya bir handır, ebedi kalınmaz. Baki için halk edilen kalp, faniye bağlanmaz. 194) Ey nefis! Fani dünyaya aldandın, hiç ölmem mi sandın, koca bir ömürde O’nun rızası için ne yaptın? 195) Hak hakkı özler, batıl batılı gözler, gördüm yüz verince beş yüz olan yüzler. 196) Sözün menbaı ne akıldır ne de lisan. Sözün menbaı mahall-i imandır bilmeli insan. 197) Ey nefsim! Sen oruç tutuyorsan oruç da seni tutmalı; Oruçtan mânâ, yalnız açlık sanma, amellerini ateşe atma! 198) Hadis, fıkıh, tefsir, kelam... İlmi talep ettim her an, akıp gider; durmaz zaman. Önce ihlâs derim o zaman. 199) Ey nefsim! Aç gözünü, olma kör, Sanat mûcizelerini gör. Bak, üzüm asmasının yaprağındaki nakşa, Tesâdüfî olması mümkün mü hâşâ? 200) İlk üç emridir dinimizin “Oku!” Yarın mahşerde de ilk suali olursa “Okudun mu?” Sen o günün dehşetini şimdiden oku! 201) Empatiyi terk eden insanlığını kaybeder. 202) Ey nefsim! Sen bilmediğinin âlimi; Bildiğinin cahilisin; Tevâzuyla insan olur, kibirle yok olursun. 203) Biz önce Müslüman’ız, Sonra Türk’üz. Biz önce Müslüman’ız, Sonra Kürt’üz. Biz önce Müslüman’ız, Sonra Arab’ız, Fars’ız, Çerkez’iz, Laz’ız... 204) Aşk; gül demek, bülbül demek, bülbüldeki vefâ demek. 205) Azaplara atar, bil! Hikmetsiz konuşan dil. 206) İnsan ölümsüz değil, sen Hakk önünde eğil. 207) Ey nefis! Tetiği çeken sensin, sonra da kader mahkumuyum dersin. İyilik gelse başına hepsi benimdir dersin, su-i ihtiyarından gelen bir kötülüğü, sahiplenmez; kaderindir dersin. 208) Bil ey nefsim! İyilik onu emreden külli irade sahibinin; kötülük O’na isyan eden bedbaht nefsinin. 209) Ey nefis! Gel etme gurur! İbadettedir asıl onur. Kulûb bulur, Zikrullah ile huzur. 210) Resûl’den aldım hilim, Rabbim verdi ilim. Kesilsem dilim dilim, yine de Hakk der dilim. 211) Bak şimdi şu diline! O Rahman’dan hediye. Tercüman latifene, mûcize-i azîme... 212) Bırakmalı günahta inadı, helal lokmadadır nimetin tadı. 213) İster piyango desinler, ister loto, ister ganyan. Hepsi kumardır, bilsin bunu oynayan! 214) Nasıl oynar Müslüman kumar, haram lokmadan ne umar? 215) Özgürlüğe ölüm, kuşa bir kafes. Kim bilir, ne zaman verilecek son nefes? Zannetme hayattan gaye, sadece heves! Kâlû Belâ’yı nasıl unuttun, ey ruh, sana pes! 216) Uyan artık gafletten, ölüm ansızın gelecek! Sanma herkes de seninle bir gelecek. 217) Geldin bir damla su ile, gidişin bir tohum ile; bu kibir gurur ne diye? 218) Ölüm haktır, kaçış yoktur. Her nefis tadacaktır, ruh bedenden çıkacaktır. 219) Gördüm vefat var bir evde, Ağlıyorlar dört bir yerde. Göz yaşları dönmüş sele, sanki gidişi nereye? 220) Öleceğim bir gün ben de, ağlamayın hiçbir yerde! Düğünümdür, düğünümdür! Sevgili’ye dönüşümdür. 221) Aynı adama baktılar, farklı adlar taktılar. Şâir denen aynada, onlar kendilerine baktılar. 222) İman bir nur olur, kiminde kibrit olur. İman bir nur olur, kiminde şems olur. 223) İlim başta taşınan elmastan bir yüktür, insan yükü nispetinde ihtiyatlı yürür. 224) Dersin: “Ne kadar söylesem az.” Bil ki kelamdaki i’cazdandır icaz. 225) Ebrehe’nin filinden, hak korudu şerrinden. Yüz çevirme beytinden, o gönül evinden. 226) Çok kandıran, hep aldatan; dünya yalan, var mı alan? 227) Geçer zaman, deme aman! Olma pişman, oku Kur’an! 228) Bil ki bir an, ömür bu an; zıddı yalan, zıddı yalan. 229) Dolam dolam, kalbi sokan; yalan yılan, olur ayan. 230) Özünle yan, sözünle an! O’na dayan, aşka uyan! 231) Kalbini Rahman’a teslim eyledi. Evirdi, çevirdi; dile getirdi. 232) Bu aşk her zerremi Şems eyledi; kül etti, gül etti, mecnun eyledi. 233) Aşkına düşenler bayram eyledi. Yûnus bu aşka, hayran eyledi. 234) Bir hiç iken var eden, Sen’sin beni halk eden. Sen’den gayrı kimim var, Sen’den gayrı kimdir yâr? 235) Sen’sin dil, dudak veren; Sen’sin el, ayak veren. Sen’den gayrı kimim var, Sen’den gayrı kimdir yâr? 236) Andığım, yandığım; hecemsin, dizemsin. Beyitim, şiirim; her şeyim Sen’sin, her şeyim Allah. 237) Amele güvenmem, cenneti düşlemem. Aşkımdır sermayem, sevgindir himayem. 238) Sadır oldu, satır oldu; Rabbim sevdan, bana doldu. 239) Seherlerde er eyledi, zikrine nefer eyledi. Bak, bu sevda ne eyledi! 240) Her verdiğin sümbüldür, Yûnus aşkınla bülbüldür. Sen’den bana gelen güldür; ister öldür, İster güldür. Ölüm benim düğünümdür. 241) Tek Sevgili, en Sevgili, ne güzelsin Sen Sevgili! En güzelsin Sen Sevgili. 242) Şol kalbim lütfunla sezer, mazlumun dilinde gezer, zalimleri tümden ezer, bu sözler dünyayı gezer. 243) Bülbül etti, söylettirdi; aşkın beni, benden etti. İlim etti, hilim etti; aşkın beni benden etti. Özüm etti, sözüm etti; aşkın beni, benden etti. Fikir etti, zikir etti; aşkın beni, benden etti. Kitap etti, hitap etti; aşkın beni, benden etti. 244) Kırık kalbimde, bin şiir yeşerdi. Rabbim bir zerre muhabbetin, ebeden yeterdi. 245) Kalbim geldi dile, seslendi âleme. Deftere kaleme, hacet ne diye? 246) Elden ele kitabımız, dilden dile hitabımız. Gönülden gönüledir, aşk denen ikramımız. 247) Satırlardan sadırlara, sadırlardan asıllara, asıllardan asırlara, aşk denen ikramımız. 248) Arzı kaplar bu davamız, Arş’a çıkar niyazımız, gül kokulu yazımız, aşk denen ikramımız. 249) Yaram var derinde, aşk Allah’ın evinde. Derman yok derdime; Sen’den gayrı, Sen’den gayrı. 250) Bir hece var dilimde, bedenimin başkentinde. Duyan yok sesimi, Sen’den gayrı, Sen’den gayrı. 251) Kanlı yaş var gözümde, Sen’sin tek yâr özümde. Sevemem hiçbir şeyi; Sen’den gayrı, Sen’den gayrı. 252) Ruhumun derinliğinde, kalbimin zirvesinde, Yûnus’un benliğinde; sarmaşık aşk, sarmaşık aşk… 253) Muhabbetin illerinde, tasavvufun başkentinde, Yûnus’un benliğinde; sarmaşık aşk, sarmaşık aşk… 254) Ağlayan gözlerimde, gül kokan sözlerimde, Yûnus’un benliğinde; sarmaşık aşk, sarmaşık aşk… 255) Dua dua kanat çırpar, kuşlar Hakk deyu uçar; lâ maşuka illallah. 256) “Hu!” deyu aşka eser, rüzgâr emrinde nefer; lâ maşuka illallah. 257) Ağaçlar çiçek açar, yaprağıyla el açar; lâ maşuka illallah. 258) Zerre döner, dünya döner, aşkınla âlemler döner; lâ maşuka illallah. 259) Sen güzelsin, ne güzelsin; lâ maşuka illallah. Sen güzelsin, en güzelsin; lâ maşuka illallah. 260) Ateşten korkmam, korkum Sen’den; Sevgili! Sevgili! Sevgini ver Sevgili! 261) Cenneti istemem, huriyi neyleyem? Sevgili! Sevgili! Sevgini ver Sevgili! 262) Ne baldan ırmaklar, ne sütten ırmaklar; Sevgili! Sevgili! Sevgini ver Sevgili! 263) Seyyah aşkınla deli, neylesin yemişleri? Sevgili! Sevgili! Sevgini ver Sevgili! 264) Pınarlardan bana ne? Ağaçlardan bana ne? Sevgili! Sevgili! Sevgini ver Sevgili! 265) Ne hayaldir ne emel; makamlar ve mevkiler. Sevgili! Sevgili! Sevgini ver Sevgili! 266) Dost Dost’undan, hiç olur mu ayrı? Ey Rabbim, dost yoktur Sen’den gayrı! 267) Yol gözlerim, hep özlerim, hak sözlerim. Bak gözlerim, şol meleği ara! 268) Kömür içinde elmas gibidir her veli, insanlar içinde binler hikmetle gizli; hor görünür, gülünür sanılır bir deli. 269) İhlas ile sıradan ameller olur ibadet, ihlassız ibadet dahi olur helaket. 270) Ümit kesme Rabbinden! Yüz çevir, kesretten! Tövbe eyle, yürekten! Son nefese ermeden, ölüm sana gelmeden. 271) Aşkın ile ağlıyorum, su olmuşum çağlıyorum, yalnız Sana çağırıyorum, varlığınla gurur duyuyorum. 272) Hilim içindedir ilim. 273) Lütfunla günahlara kördüm, her şeyde Sen’i gördüm, âlimler içinde zalimler gördüm, şol hilim içinde ne büyük ilim gördüm. 274) Ulvi bir hizmet ile meşgul olanı, süfli bir hizmete davet, ne kadar eblehçe bir hareket! 275) Ömrüm güller içinde, güller gönlüm içinde, sırlar sırlar içinde, rüyaların içinde, cevabı bir niçinde. 276) Rabbim ne bildirdiysen hepsi doğru, ne olur uçur bizi Arş’a doğru. 277) Ey zalimler! Ey gafiller! Günahkâr gözlerinizle, gaflet dolu gönlünüzle, Allah’ı göremiyorsunuz diye, O’nu yok mu saydınız? Yoksa O’nu yok mu sandınız? 278) Ey Varlık! Gösterme Darlık! 279) Sen’den gayrı yoktur gerçek varlık, Rabbim gösterme ebeden darlık! 280) Bin ârif gördüm, hepsi suskundu. Bin cahil gördüm, susanı yoktu. 281) Ey reformistler ve ey mealistler! Şunu iyi biliniz: Biz ki ehl-i sünnetiz, hakikati tasdik ve teyit idrakı tahsin ve tecdittir vazifemiz. 282) Müctehidin gayesi odur, olur marziyat-ı ilahi. Mübtedi’nin gayesi odur, olur marziyat-ı insani. 283) Kesretten arındım, sevginle barındım. Ben Sana adandım, kabul et Allah’ım! 284) Kelimeler söz olur, kimi zaman aş olur. Bir taş olur, bir ataş. Yüzde kaş olur, baktığın göz olur. Kor olur, köz olur, aktığın öz olur. 285) Tercihimiz baş olmak, benlikte yok olmak, gözlerde yaş olmak, aşk ile tok olmak, açlığa aş olmak, hedeften sapmayan dosdoğru ok olmak, müttakîne baş olmak. 286) Çağrımız Kur’an’a, akıl ermez durana. Selâm olsun duyana, bu davete uyana, Hakk adını anana, aşkımızla yanana. 287) Hakk âşığı hakikatın elidir, halk nazarında yalnız bir delidir, mum gibi erir, etrafına ışık verir. 288) Hastalık, sıkıntı, musibet olur günahlara kefaret, yahut olur terakkiye alamet. Yeter ki sen güzelce sabret! 289) Diplomayla âlim olunmaz. Para kazanmak için, ilim tahsil olunmaz. 290) Kur’anla dirileceğiz, sünneti bileceğiz. İlim ile hikmet ile, İslâm kokan güller ile, bülbül olup öteceğiz. 291) Rahmet-i Rahman şamil, ahkâm-ı Kur’an ile âmil, görür insan-ı kâmil. 292) Tasavvuf Allah’ı sevmek, Allah için sevmek, Allah için olmayan her ameli ve her sevgiyi Allah için terk etmektir. 293) İsraf etme zamanını, sen kalk kıl namazını! Hakk’tan dile amanını! Duyar O niyazını, ne hoş verir cevabını. 294) Siyasetle iştigal edenler de gerek elbet. Lakin bizim vazifemiz yalnızca diyanet. 295) Dersin: “Dua öner!” Elin başka söyler, dilin başka söyler. Dua sana n’eyler? 296) Yazmadım, yazdırıldı. İman için, İslâm için, gül kokan bülbüller için yüreklere kazdırıldı. 297) Ara dur, hilkatteki gayeyi bul! Hikmet budur, Hakk’a olmak güzel bir kul. 298) İmandır yüreklerin ferahı, kalmaz kimsede mazlumun ahı. 299) Terk edersen şol dünyada ihlası, görürsün ukbada gerçek iflası. 300) Ettin kendine yazık, günah ne kötü azık. 301) Hakk içindir insan aklı, vicdan ki her daim haklı. 302) Vahiy önce gelir ey akil! Yerinde kullanılmalı nakil. 303) Ey nefsim! Sükut et, abes konuşmayı kes! Rüzgâr ol, hikmet es! Bilemez bizi herkes. 304) Kulaklarda aşk dolu dizeler, dudaklarda aşk kokulu sözcükler. Birdman Father bu dünyayı n’eyler? Muhabbet-i Vedûd bize, ebeden yeter. 305) Şol Yûnus ki ham idi, Hakk ilham eyledi, kulluğa erdirdi, orada aşk önderdi. 306) Âşıklar aşk derler, Hakk deyu dönerler. Onlar bu yolda erler, “Kul ol da gel!” derler. 307) Hakk’tan gelen ferman, tüm dertlere derman. 308) Hakk’tan ilham geldi sadırıma, sadırımdan döküldü satırıma. Aşk dolu sineler hatırına, yazılanlar ikram insanlığa. 309) İman dolu yürek, sarsılmaz dağdır. İman aşk ile kıyamdadır. Âşık ölmedi, aranızdadır, sağdır. 310) Ölüm gelip çatmadan, kalbin son kez atmadan, dön kulluğa! Gel, eyle secde! 311) Yüzde gözdür, olur nur. İmandır gerçek onur. 312) Bir kez geldim dünyaya, âşık oldum Mevla’ya,. Yine gelsem dünyaya, sevdam yalnız Mevla’ya. 313) Haksızlık aksızlıktır, akılsızlıktır. Faniyi bakiye, nârı nura tercihtir, şüphesiz ki ahmaklıktır. 314) Marifetullah dediğin, Hakk’ı hakkıyla tanıyabilmek. İlmin güzelliğindendir, “Bilmiyorum.” diyebilmek. 315) Bilmediğini bilmek ilimdir. 316) Allah’ı zikreden asla görmez darlık, Rabbim Sen’den gayrı yoktur gerçek varlık. 317) Tebliğ için iman gerek, ilim gerek, irfan gerek, İlah’a adanmak gerek, Hakk adını anmak gerek, Rabb’e daim tapmak gerek, aşk ile kavrulmak gerek, yakmak için yanmak gerek. 318) Sussam fayda etmiyor, kelimeler yetmiyor, Rabbim Sen’den niyazım, nesl-i Kur’an muradım. 319) Tövbe alma söylemi ve eylemi kiliselerden edildi ithal, yerine iade edilmeli derhal. 320) Kur’an ile sünnetin arasını açmak ve sünneti yok saymak, olur kelime-i şehadetin iki cümlesinden birini yok saymak. 321) Ağlarım oldum mâ-i zemzem, çağlarım Hakk deyu her dem. 322) Seni bir ömür, secdeye götürmeyen iman, cennete nasıl götürsün? Uyan ey insan! 323) Abdalca yaşarım, engelleri aşarım, perdeleri açarım, su misali taşarım, mecnun deyu anılmayan, akılsız sanılmayan, veliye şaşarım. 324) İnsanlara acımayınız, insanları seviniz. Bu bizim meşrebimiz, eğer bilirseniz. 325) Şu dünya ki bir han, her anımız imtihan. 326) Ey nefsim! Yüreğine kin dikenleri dikmek yerine, muhabbet çiçekleri dik ki yüreğinden diline mis kokular süzülsün, dilinden sözlerine hikmetler dökülsün. 327) Gönüllerde kalanlar, gönül alanlar. Hakk dostu olanlar, Hakk’a adananlar. 328) İmansızlık beter eder, büyük nimet rükn-i kader. İman et, gitsin yeter! İman et, bitsin keder. 329) Üç günlük dünyaya kanan, Rabbi değil, nefsi anan, kendini ebedi sanan, odur nâr içinde yanan. 330) Hakikatı bulanlar mutludur, her daim umutludur. Okumak ne güzel bir tutkudur, bu tutkuda olanlar kutludur. 331) “Neden, niçin böyle?” deme! Sabret! Bak, gör tecelli edecek nice hikmet! İbretle seyret! Rabbine şükret! 332) İyilik eden o iyiliği unutmalı, iyilik edilen unutmamalı. Ama tüm iyilikleri Hakk’tan bilip, minneti yalnız O’na duymalı. 333) Beli rükûda eğdir, alnı secdeye değdir. Bu gerçek yükseliştir, aşka gerçek eriştir. 334) Dil ile ikrar, kalp ile tasdik, amel ile ilân, ihlâs ile i’lam budur kâmil iman. 335) Aşk ile geldim vecde, Rabb’e eyledim secde. Şol yükseliş arş, diye! Hakk adını an, diye! 336) Bilmeli bunu gafil, olmamalı cahil. İlmiyle âmil, insan-ı kâmil. 337) O bir eldi, güzel elçi, Resûl geldi, davet etti. Duyduk ve uyduk, Hakk’a kul olduk. 338) Ameldir ilme zabit, Rabbim eyledi âbid. Yeryüzü bize mescit, her zerrem oldu sacid. 339) Dize dize aşka çağır! Duysun bizi mümin bağır. Mazlumdan yükselen sabır, zalimi alçaltan kahır. 340) Kur’an ruh, sünnet göz olmalı. İşte o vakit hikmet olur söz, İslâm olur yüz ve iman olur öz. 341) Nuru nâr çeviriyor, nârı nur çeviriyor. Manzaralar geçiyor, insan dilediğini seçiyor. 342) Ey akıl! Düşün ve hikmete var! Ey arz! Müjde sana! Bahar var, haşir var. Ey ins! Hakikata ağ aç! Ey ağaç! Yaprak avuçların aç, şol duama ol taç! 343) Kalbim anıyor, kalem yazıyor, yaram kanıyor. Sürgündeyim, her bir zerrem aşkla yanıyor. 344) Bilmemeyi ilim bildim, bilmeyi cehalet. İlimden gelen enaniyet var ya işte odur asıl helaket. 345) Fazla dalma derin, hikmet denen okyanus. Ya dünya kokacak Yûnus, ya kokacak dünya Yûnus. 346) Bildim bileli ben beni, kaybetmişim kendimi, sanki bir ayyaş gibi. Yüreğim aşk süzeni, Allah diyor merkezi, Kur’an’dır rehberi. 347) Hak göründü gözümüze, davetimiz Rabbimize. Aşk yer etti özümüze, bal sürüldü sözümüze. 348) Olmak istiyorsan gönüllerde kalıcı, olmalısın sen her daim gönül alıcı. 349) Dünya ki uzun sanılan kısa yoldu. Günler doldu, güller soldu. Yeryüzü kabirle doldu. 350) Aptala malum meçhul olur, abdala meçhul malum olur. Hakk’ı anan hakkı bulur, bizimle olan bizim gibi olur. 351) Mümine yakışan, bir güler yüz ve bir tatlı söz. Budur imandan öz. Kibir denen illetse, olur taşıyana köz. 352) Gayrın kusurunu aramak, götürür gaflet ve dalalete. Nefsin kusurunu aramak, erdirir hikmet ve hidayete. 353) İster öldür beni, ister güldür beni. Aşkın ile döndür, ne olur Sen beni. Bildim bileli ben beni, söylerim deli deli: Sevgini ver Sevgili! 354) Sabret, gör! Bu sonuç sana özel, Allah yapar her şeyi en güzel. 355) Göz ver, yanarak bir başka! Öz er, anarak tek aşka! 356) Allah’tan başka yoktur hiçbir ilah, Resûl Kur’an’ı ne güzel eder izah, Melek-ül Mevt’i görünce gafil der: “Eyvah!” 357) Her nerede isen, Rabbi’nin yoluna dön, gel! İman eden yüreğe yoktur engel. 358) Ne bir dua, ne beddua, bir kelam-ı fukara: Rabbim! Her kim ne murad ediyorsa hakkımda, dergâh-ı ilahiden, ona iki katı ulaşa. 359) Yoksa eğer yüreğinde, hak adına hiçbir dava. Şeytan ve yardımcıları, alkış tutar böyle ava. 360) Hakk’a dönüktür özüm, O’nsuz sönüktür sözüm, dünyalıkta yoktur gözüm. 361) Dersin akl-ı beşerden ırak, insan olur önce çırak. Derim Hak Teâlâ dilerse, usta olur bir anda çırak. 362) Dillerden düşmeyen, aşk kokulu güldür. Günbegün ağlayan, vefalı bülbüldür. Ey Maşuk! Ne olur artık Gül, yüzümü güldür! 363) Dil getirir kelime-i şehadet, amel eder her dem ona muhalefet. Bu hâl eder delalet, yerleşmemiş o kalbe hidayet. 364) Aldığımız nefes emanet, verdiğimiz nefes inayet. Şu hayatta sahip olduğumuz an ne? Geçmiş olsun anne! 365) Bilsen ki karşındaki insan cahil, edersen onunla münakaşa, olursun sonunda gafil. Bir iken iki olur cahil. 366) Cahille münakaşa eder insanı gafil. 367) Sorsan herkes her şeyi biliyor! O hâlde bu gafilane söylemler ve cahilane eylemler, Allah aşkına nereden geliyor? 368) Mesleğimi yakamam, meşrebimi atamam. Dağları, taşları kırarım, yıkarım; bir kalbi kıramam, asla gönül yıkamam. 369) Yoktur Sen’den başka hiçbir ilah, ey Yaradan! Ne olur kurtar beni, şu ayrılık denen yaradan! 370) Fatiha ki taleb-i hidayet, Kur’an’dır bu duaya icabet. 371) Anne duası alan yolda kalmaz, baba bedduası alan iflah olmaz. 372) İmandan maksad önce hayâ. Hayâ eden yüzler benzer aya. 373) Ne o yan, ne bu yan, ne de şu han. Hedef cihan, nesl-i Kur’an. 374) Ey nefsim! Bilenden korkma! Bilmediğini bilenden korkma! Bildiğini bilmeyenden de korkma! Lakin bilmediğini bilmeyenden kork! Zira insanların en şerirleri onlardır. 375) Şiirleri aşka nazır, dizeleri sadra kazır. Yûnus vuslata muntazır. 376) Ağız yaydır, kelimeler ok. Yayından çıktı mı ok, artık geri dönüşü yok! 377) Atıldım bir meydan-ı imtihana, iki kapı açıldı bu hana. Tevazu kapısından girdi itaat ve taat, kibir kapısından çıktı isyan ve şenaat. 378) Ey nefsim! Sözlerime ey nefsim diye başlamam, tevazudan değildir bilesin. Zira sen emmaresin, daim tenkit edilmelisin, hakkın övgü değil, yergidir bilesin. 379) Yoktur hiçbir şeyde Sana secdedeki lezzet, ne olur Rabbim Sen rü’yet-i cemalini lütfet! 380) Ellerimi açtım, gafletten Hakk’a kaçtım. Ben Sana muhtacım, esman benim ilacım. 381) Ey nefsim! Nasihat edebileceğin kimselere, nasihat etmemek büyük bir kayıptır. Nasihat alabileceğin kimselere, nasihate kalkışmak büyük bir ayıptır. 382) Topluluk içinde nefislerini medh ü sena ile ananlar, yalnız kaldıklarında bila mecbur nefislerine taparlar. 383) Ey hikmet! Sen İslâm’a giden yolsun. Gönlün imanla dolsun, dilin ne olursa olsun, yeter ki söylediğin hak olsun. 384) Bak, mahlukat onu okuyor duy! Teslim ol, Kur’an’a uy! Tevekkül ne güzel bir huy. 385) Münafığın nifak oku, neşrediyor nahoş koku. Kibirlinin arşta burnu, göremiyor açla toku. 386) Kur’an’dan alacağız ders-i hakikati, efalimizle anlatacağız hak din İslâm’ı. 387) Cismi büyük, fikri küçük, çıktı bir adam karşıma. Dedi: “Ey şâir bana baksana! Ben kadere inanmıyorum, ne anlatsan boşuna.” Dedim: “O da senin kaderin anlasana.” 388) Rıza-i ilahi olunca yalnız emel, ibadet olur her bir amel. 389) Şiir vardır evliya eder, şiir vardır eşkıya eder. Şâir vardır evliya dahi gıpta eder, şâir vardır eşkıyalar da lanet eder. 390) Adın ana ana kendimden geçtim. Meşrepler içinde ben aşkı seçtim. 391) Şol sözlerim ki sanma ham, hepsi Hakk’tan gelen ilham. 392) Kalmamış insanda hayâ, ar sanki cansız, ruhsuz bir duvar. Hasenat sanki ona bâr, gafilden daha müflis kim var? 393) Ne güzel ayrıntı, göz üstüne nakşedilen kaş. Söyle! Kimdir, şu simayı nakşeden nakkaş? 394) Değildir kesreti terk, gerçek marifet. Kesret içinde de vahdet ile olabilmek, asıl marifet. 395) İman çıplaktır, elbisesi takva. Ne güzel zinet, bu elbisede hayâ. 396) Araçları amaç hâline getirmek, ancak hedeften sapmak demek. 397) Bir insan düşün ki samimi, olsa da hakiki bir ami, tek başına fetheder âlemi. 398) Etti her nebi ümmetine rehberlik, peygamber mesleğidir öğretmenlik. 399) Davam gönlü tamirdir, uyku yeri kabirdir. 400) Korku olur cehalet, ilim en büyük cesaret. 401) Yoktur bu dünyaya, ikinci bir geliş. Bak, gör her şey O’nu anlatır insana. Düşün ve aklet! Hikmet ise dilindeki naklet! Bize düşen, sabır ile şükrediş, Melek-ül Mevt’e: “Hoş geldin!” diyebiliş. 402) Menfi millet zillet, müsbet millet izzet. Gün gelir bizi de bir anlayan çıkar elbet. 403) Eğer gaye ise, görmek bir mucize. Bak, kendine öyleyse, gör binbir mûcize! 404) Görmüyorsa haramı eğer bir göz, söylenmese de tek bir söz, yüzden okur yüreği, elbette o masum göz. 405) Hakkı ikrar içindir, övgü Allah içindir. Gayrısı niçindir? 406) En sevmediğimiz iş körü körüne taklittir. Ve en sevdiğimiz iş şevk ve zevk ile tahkiktir. 407) Mesleğimiz tevazudan mürekkep, ilmiyle amel etmeyen olur merkep. 408) Aldanma, fani dünyaya! Bırakır insanı yarı yolda yaya. 409) Büyük israftır boş durmak, hırs nefis için yorulmak, şevk Allah için koşturmak. 410) Resûlullah rahmet saçar, mümin yürek güller açar. Gafil hidayetten kaçar, Hutame kolları açar. 411) Nakış alkışlar nakkaşı, resim gösterir ressamı. Olmaz mı hiç şu hikmetli bedenin nakkaşı ve şu sanatlı simanın ressamı? 412) Haramdır, günahtan bir damardır, piyango kumardır, Müslüman uzak dur! 413) Tahakküm düşürür esfel-i safilîne, istişare götürür a’lâ-yı illiyyîne. 414) Asık surat, çatık kaş, sanki kendi verir aş. Kendine gel arkadaş, olma Karun’a yoldaş! 415) Kişiliğini bulunduğu koltuktan alanlar, şüphesiz onlardır karakter mahrumu olanlar. 416) Süslü dünyaya kandık, o tüccardan ne aldık? Aldandık, hep onu andık! İşte kabre vardık, amellerimizle baş başa kaldık. 417) Yâ Rabbena! Hamd yalnız Sana, övülmekten yana, sığındım Sana. 418) Övülmeye layık olan ancak Allah’tır. 419) Muhabbetten Muhammed etti sudur, Muhammed’e muhabbet olur sürur, Muhammedsiz muhabbette yoktur huzur. 420) Dil ile esfel-i safilîn, dil ile a’lâ-yı illiyyîn, dil ile derin deniz görüne, dil ile girersin gönüle, dostun da düşmanın da o dil ile. 421) Adalet kalem oldu, satırlar hikmet doldu. Hikmetsiz adalet soldu, oldu dalalet. 422) Ben Sen’den bir eser, aşkın eder beter. Yûnus Sen’i diler. Lütfet, cemalin göster! 423) Ey kalp! Ne diye yoruldun? – … Dinledim, ben de duydum. Üslupta virüsler buldum, formata ihtiyaç duydum. 424) Ne haddi aşar mezhepleri reddederim, ne de onları müstakil bir din zannederim. 425) Dediler: Referansın kim? Dedim: Hakikaten Allah Azze ve Celle, kavlen ve amelen ahlâk-ı Muhammedi, zahiren Abdullah İbni Âdem. 426) Dünya hayatı bir sürgün, gün gelir biter sayılı gün. Öleceğiz, döneceğiz Rabbimizi göreceğiz. 427) Malum telkin yapışları, Azrail’in bakışları, kalbimin son atışları, vuslata can atışları, Rabbime koşarım, Ma’buduma uçarım. 428) İlim deryasına daldım, ben hilmi senden aldım. Yâ Resûl, sana hayran kaldım! 429) Ferşten yükselir Arş’a, binler dil ile tövbe, dua, niyaz. Arş’tan iner ferşe, sonsuz hikmetle rahmet-i serfiraz. 430) Ben istemem makam mevki, Rabbim Sen sev yeter ki. Kabir ne güzel bir ev ki, seyredilir cennetteki mevki. 431) Örümcek ağından bir yapı, onlarınki vehmi bir kapı, ehl-i küfür yutacak, mahşer günü hapı. 432) Ey Yûnus! Nefsine kondurmuyorsun toz, kibrin aleyhine ne büyük bir koz; ateşe girer olur köz. Marifet dolu öz, ne güzel bir göz. 433) Rüzgâr ol, hikmet es! Göremez bizi herkes. 434) Ruhum hep gurbette, yüreğim hasrette. Hakk’tan uzak durmak, binbir türlü işkence. 435) Yanıldın ve yanılttın, emelleri uzattın, amelleri kısalttın. Kendini göre göre, kendini bile bile, sen ateşe attın. 436) Dediler: “Ey şâir! Muhakkak, sen ancak bir delisin.” Dedim: “Ey Yûnus! Sen muhabbetin eli, aşkın bedelisin. Bırak herkes dilediğini desin.” 437) Gaflet dediğin ne çirkin bir nisyan, daldıkça ediyor insan isyan. Hoş görürsen insan olur İslâm, hor görürsen ziyan olur insan. 438) Ağlayan anlar dizelerimizi, Allah dostu sürer Peygamber izi. Kimileri inkâr eder bizi, kaybeder sonunda izimizi. 439) Bismillah diriliş, dua direniş ve sücûd yükseliştir. 440) Bir damla su ile gelip bir tohum taneciğiyle göçen insana kibir değil, tevazu yaraşır. Kibriya Âlemlerin Rabbi Allah’a aittir ve O’na yakışır. 441) Zulüm karşısında sessiz kalmak, zulme taraftar olmaktan farksızdır. 442) Bir çuval altının içinde üç beş tane sahte altın var diye hiçbir akil insan diğer altınlardan vazgeçemeyeceği gibi, İslâm’da manen altın kıymetinde ve nispetinde olan hadisler içinde de birtakım uydurma hadisler var diye ne diğer hadisler ne de hadis ilmi inkâr edilebilir. 443) Çalışkan insanın beyni ve eli; tembel insanınsa çenesi ve dili çalışır. 444) Tepkilerin ekberi ve ekmeli tepkisizliktir. 445) Sükut en büyük taarruzdur. 446) Hüsn-ü zan hüsn-ü itikaddan gelir. 447) Sınırsız özgürlüğün olduğu yerde özgürlükten söz edilemez. 448) Gözün baştaki yeri, görevi, fonksiyonu ve işlevi ne ise sünnetin de dindeki yeri, görevi, fonksiyonu ve işlevi odur. 449) Toprak altına giren elmanın meyvesinin ve çöp kısmının çürüdükten sonra çekirdeğinden koca, meyvedar bir ağacın yaratıldığını gören nefse; nasıl olur da toprak altında eti ve kemiği çürüyen insanın acbüzzeneb tohumundan ikinci kez yaratılışı akıldan uzak görünür? 450) Müslümana tahakküm değil, istişare yaraşır. 451) Ve öyle bir kelime söyle ki tüm kelimeler onunla hayat bulsun. 452) Tasavvuf ihlâs, ibadet ve muhabbetle aşka ermektir. 453) Tasavvuf ahlâk-ı Muhammedîdir, edeptir. 454) Tasavvuf Allah’tan bir an dahi, göz açıp kapayıncaya dek olsa da, gaflet etmemektir. 455) Bana aşktan soruyorsunuz. Aşk odur ki: Mecnun’u da, Leyla’yı da Mevlâ’ya bağlaya. Kalp ekilen muhabbetle gülerken, gözler o toprağı sulamak için ağlaya. 456) Ey nefsim! Biri sana: “İki gözünü bana ver, mukabilinde tüm dünya senin olsun.” dese hiç tereddütsüz: “Hayır! diyeceksin. O hâlde o iki gözün tüm dünyadan daha değerlidir. Şükrünü eda etmek gerektir. 457) Ehl-i tarikat kalp ile; tövbeyle, zikirle gider Tevvâb’a, Kuddûs’e, Vedûd’a. Ehl-i kelam akıl ile; fikirle, hikmetle gider Alîm’e, Hakîm’e, Hakk’a. Ehl-i hakikat kalbiyle ve aklıyla; zikirle ve fikirle, ilim ve marifetle gider Allah’a. 458) Sözde mühim olan kelimenin kemiyeti değil, mesajın keyfiyetidir. 459) Ey nefsim! Günün karanlığından değil, gönlün karanlığından kork. Zira gerçek karanlık odur. 460) Kimseye düşmanlığımız yoktur bilesin. Bize kurşun atanlara gül uzatmaktır işimiz. 461) Bir elma çekirdeğinden koca bir ağacı halk eden Zât-ı Rahim-i Hafîz seni o toprak altında yokluğa atıp israf eder mi? Düşün! İnkâr ne yaşamın olabilir senin ne de düş’ün. 462) Nuruyla tüm âlemleri kuşatan Allah’a taklidi bir tarzda mekân isnat etmek doğru değildir. Böyle bir isnatta bulunan eğrilir ve eğriltir. Derhal bu isnattan vazgeçmelidir. Ancak Allah’ın bir ve tek, şeriksiz ve benzersiz oluşunu, yüceliğini ve muhteşem hâkimiyetini ifade etmek için O Zât-ı Akdes umum âlemlerin fevkindedir denilenilir, denilir ve öyledir. 463) Ey nefis! Eğer: “Biz ecdadımızdan böyle gördük.” şeklinde bir söylem insan için bir mazeret olsaydı, bu söylemi kullananlar Kur’an’da eleştirilmezdi. İnsan; okuyan, araştıran, öğrenen ve üreten kimsedir. 464) Atadan böyle gördük demek mazeret değildir. 465) Kim İslâm’ı Kur’an ve sünnette ararsa gerçek İslâm’ı bulur ve doğrulur. Kim de İslâm’ı başka yerlerde ararsa hurafeleri bulur ve boğulur. 466) Potansiyel salihler cevval salihlere inkılap etmedikçe ve İslâm’ı ef’âl ve ahval ile tebliğ etmedikçe nesl-i Kur’an ihya edilemez. 467) Akıl hikmete, hikmet istikamete sevk eder. Allah’ın kendine lütfettiği duyguları yerli yerinde kullanan insan meleklerin fevkine çıkar, duygularını doğru kullanamayan insan ise hayvanların da aşağısına iner. 468) Allah rızası için sa’y eden hiç kimse hiçbir yeri ve hiçbir şeyi: “Ben bulduğum gibi bırakırım.” diyemez, her yeri ve her şeyi en güzel şekilde bırakmaya çalışır. 469) Bulduğun gibi değil, en güzel şekilde bırak! 470) Küçük görülen maddeleri israf etmeyen, büyük maddeleri hiç israf etmez. Ve büyük maddelerin israfı küçük maddelerin israfı ile başlar. 471) İsrafın büyüğü küçüğü olmaz. 472) Fıtrat İslâm’ın gayrı olmadığı gibi, İslâm da fıtrattan ayrı değildir. 473) İslâm fıtrat dinidir. 474) Ey nefsim! Yûnus bin Metta (a.s) gibi nefsinden gayrı suçlayacak kimse arama ki nefis hûtundan, sefahet zulmetinden ve gaflet denizinden kurtulasın. 475) İnsan, şu misafirhane-i kâinatın en müşerref ve mükerrem bir misafiridir. 476) İnsan, mihmandar olan Sultan-ı Kâinat’ın en çok lütuf ve ihsanına mazhar olan bir misafiridir. 477) İnsan, istidatlarının kemiyeti ve keyfiyeti hasebiyle hadsiz ulvi ve süfli makam ve mertebelere namzet akıl ve irade ile donatılmış murassa bir eserdir, zîhayat bir aynadır. 478) İnsan, nihayetsiz âcizliği, müthiş zayıflığı ve hadsiz fakirliğiyle beraber mutlak bir kudretin, mükemmel ve sonsuz kuvvetin ve nihayetsiz bir gınanın tecellisine mazhar zîşuur bir aynadır. 479) İnsan, Melik-i Kâinat’ın esma-i hüsnasının ve sıfat-ı kudsiyesinin en mükemmel aynasıdır. 480) Başarıyı yakalayanlar hiç hata yapmayanlar değil, kendi hatalarından ve başkalarının yaptığı hatalardan ders çıkarabilenlerdir. 481) Tasarruf; fuzuli her sözün, lüzumsuz ve gayri zaruri her işin terk edilmesidir. 482) Nefsini yönetemeyen kimseleri yönetici tayin etmeyiniz. Aksi takdirde zulme iştirak edersiniz. 483) Dediler: “Bize öyle bir nasihatte bulun ki bir daha senden nasihat istemeyelim.” Dedim: “Hakk’ın tüm emirlerine itaat ediniz! Hakk’a ve halka verdiğiniz sözlere riayet ediniz!” 484) İyi bir yönetici kimi hangi vazife ile tavzif edeceğini iyi bilendir. Bunun içinse, istidatları keşfetmek gerektir. Ezcümle bu da ayrı bir yetenek gerektirir. 485) Önce keşfet, sonra tavzif et! 486) Asıl hastalık gaflettir, iman zayıflığıdır ve günah mikroplarının kalbi tümöre uğratmasıdır. 487) Sahih tasavvuf Kur’an ve sünnettedir. İnsan, tasavvuf zannıyla söylenen kendini şirke düşürecek her türlü sözden ve yapılan her türlü eylemden uzak durmalıdır. 488) Rehberi Kur’an ve sünnet olmayanın, şüphesiz ki rehberi şeytan ve nefs-i emmare olur. 489) Herkese eşit muamele etmek adalet değil, bir nevi zulümdür. Zira adalet hakkın mizan ile taksimi ve takdimidir. 490) Liyakatin hâkim olmadığı yerde dalkavukluk hüküm sürer. 491) Allah dostlarının sözleri kılıç gibi keskindir, ama ok gibi de dosdoğru. 492) İyi bir konuşmacı olmanın yolu iyi bir dinleyici olmaktan, iyi bir yazar olmanın yolu iyi bir okuyucu olmaktan geçer. 493) Ey nefis! Bil ki, bu kâinat ve tüm mahlukat aynadır! Sana Hâlık’ını anlatır ve Malik’ini tanıtır. 494) Âlem-i şehadet, tüm mahlukat ve zerrat nihayetsiz diller ile Zât-ı Akdes’in varlığına ve birliğine işaret, delalet ve şehadet eder. 495) İslâm’ı doğru bir şekilde, güzel bir dille, insanları kırmadan ve incitmeden anlatmak cihadın ta kendisidir. 496) Hamd evrensel küme, şükür alt kümedir. Binaenaleyh her şükür hamddir; lakin her hamd şükür değildir. 497) Hamd zülcenaheyndir. Bir kanadı şükür, bir kanadı sena. 498) Tüm mahlukat aynadır, kendine verilen kabiliyetler nispetinde aynadarlık ettiği Zât-ı Akdes’i bize isim ve sıfatları ile anlatır ve tanıt-tırır. Mahlukat içinde en güzel ayna insan, insanlar içinde en mükemmel ayna Muhammed (a.s.m)’dır. 499) O öyle bir Allah’tır ki vesvese ile gelen her türlü noksanlıktan münezzehtir. Tefekkürle elde edilen her türlü güzellikten çok daha güzeldir, mükemmeldir, mukaddestir ve pek yücedir. 500) Âlim olmak için gerek ve yeter şart Arapça bilmek olsaydı, Araplar’ın hepsi âlim olurdu. 501) Şirkten tevhid ile, küfürden iman ile, nifaktan zikir ile, günahlardan tövbe ile temizlenilir. Ve Müslüman bedenen tertemiz olmalıdır ki ism-i Kuddûs’e parlak bir ayna olabilsin. 502) Kibirlenmek küçüklüktür, kibirlenen küçültülür. Büyüklenmek alçaklıktır, büyüklenen alçaltılır. 503) Dini ilahiyat diploması olanlara, edebiyatı edebiyat diploması olanlara ve tarihi tarih diploması olanlara teslim eden bir millet; milli ve manevi değerlerini kaybetmeye mahkûmdur. 504) Kur’an’ı hıfzedene hafız, hazmedene âlim denilir. 505) İslâmî terör örgütü yoktur, İslâm’ı kullanan terör örgütleri vardır. 506) Merkeze Allah’ın rızası yerine insanın rızasını alan hiçbir ictihad, hiçbir fetva arzîlikten kurtulamaz ve semavi olamaz. 507) Ey nefsim! Hizmet ettiğini iddia ettiğin konumda ve durumda insanlara tepeden bakma ve haddi aşma! Ta ki hizmetin eziyete inkılap etmesin. 508) Şiiri belli bir kalıbın içine sokmaya çalışanlar o kalıbın içinde yok olmaya mahkûmdurlar. 509) Biz yazdıklarımızı yaşamaya çalışmadık, Allah’ın bir lütfu ki yaşadıklarımızı yazdık. 510) İnsanlardan özür dileyemeyen kimse Allah’tan af dilemez. 511) Kul hata da eder özür de diler. 512) İlme talip olmak, uykusuz gecelere talip olmaktır. 513) Dediler: “Sen Kürt müsün, Türk müsün, Arap mısın?” Dedim: “Ben önce Müslümanım, sonra Türk’üm. Hem Türk’üm; ama Türkçü değilim.” 514) Üslubunda virüs bulunan hiç kimse idareci olmaz, olamaz ve olmamalı. 515) Gemiye dümencilik etmekle sorumlu iken, geminin diğer hizmetkârlarının hizmetlerini inkâr ederek haklarını gasbeden ve yiyen kimseden daha zalim kim olabilir? 516) Dünyaya değil, muhabbet-i ilahiye talibiz. Beldelere değil, yüreklere talibiz. 517) Biz âlemlere değil, kalemlere konuştuk. Biiznillah kalemler konuşacak âlemlere. 518) İctihadın merkezinde rıza-i ilahi olmalı, rıza-i insani değil. 519) Tenkit ve tehdit motivasyonu düşürerek çalışma şevkini kırdığı gibi, takdir ve tebrik dahi motivasyonu yükselterek çalışma şevkini artırır. 520) İhtiyaçların değişmesi talepleri değiştirdiği gibi, asırların tebeddülü de müceddidleri tebdil eder. 521) Evliya kime kulluk ederek terakki ve teali etti ise, sizler de O’na kulluk ederek yükseliniz ve yüceliniz. Evliyadan medet beklemeyiniz. Medet yalnız Allah’tan dilenir ve yalnız O’ndan gelir. 522) Tüm kâinat ve mahlukat Allah’ın vücudunun ve vahdetinin ayineleri ve şahitleri olmaktan başka bir şey değildir. 523) Elbette sünnete ittiba etmek gerektir ve elzemdir. Ancak sünnete ittiba bahanesiyle harama girmek de kâr-ı akıl-ı insan ve netice-i iman ve İslâm değildir. 524) Ey nefis! Söz konusu eleştirmek olunca, tüm dünyayı eleştiriyorsun. Söz konusu eleştirilmek olunca, bir tek insanın dahi eleştirisine tahammül edemiyorsun. 525) Kalem ile konuşmayı öğrendiğimden beri dil ile konuşmayı unuttum. Hâl ile konuşmayı öğrendiğimden beri kál ile konuşmayı unuttum. Rabbimi bildiğim günden beri kendimi unuttum. 526) Şâirler toplumun kalbi ve duygularının en güzel tercümanıdır. 527) Varlığın Var Eden’in varlığına delildir. Senin ölmenle birlikte bu âlemde varlığın hâlâ devam etmesi Var Eden’in devam ve bekasına delildir. 528) İşitmen işittirenin işittiğine delildir. 529) Görmen gördürenin gördüğüne delildir. 530) En büyük hırsızlık başkasının zamanını çalmaktır. 531) Zulmeden herkes zalimdir. Her zalim alçaktır. Zalimlerin en alçağı ise, zulmünün farkında olmayandır. 532) Fikir ve ilim adamlarının kıymetlerini, öldükten sonra anlamaya devam eden her millet yerinde saymaya mahkûmdur. 533) Zulüm adaletin zıttıdır. O hâlde adil olmayan herkes zalimdir. 534) Kur’an ile haşir neşir olmaya devam eden bir mümin daha dünyadayken cennetin kokusu alır. 535) Emeğe ve alın terine hürmet etmeyenler, insaniyetten nasibi olmayan kimselerdir. 536) Anlayabilenler anabilenlerdir. 537) Sınırsız özgürlük kaos doğurur. 538) Ne olur affet! Sen’indir sonsuz rahmet! Ne olur lütfet! Sen’indir sonsuz hikmet. Ne olur bahşet! Sen’indir ancak izzet! 539) Kâinat da mahlukat da ancak aynadır. Şâir’ül İslâm Yûnus Kokan
01-10-2018
Yorum Yaz
İstatistik
Tarih Hit
22-03-2019 2
21-03-2019 1
19-03-2019 1
06-03-2019 1
01-03-2019 2
21-02-2019 1
17-02-2019 2
Yeni Şiirleri

Varlığınla Gurur Duyuyorum

3 Ay15 Saat önce yayınlandı

Aşık

3 Ay15 Saat önce yayınlandı

Bu Dizeler Bomba Olur

3 Ay15 Saat önce yayınlandı

Varlığın Aşikar

3 Ay15 Saat önce yayınlandı

Aldır Beni Buralardan

3 Ay15 Saat önce yayınlandı

Benzer Şiirleri

Varlığınla Gurur Duyuyorum

3 Ay15 Saat önce yayınlandı

Aşık

3 Ay15 Saat önce yayınlandı

Bu Dizeler Bomba Olur

3 Ay15 Saat önce yayınlandı

Varlığın Aşikar

3 Ay15 Saat önce yayınlandı

Aldır Beni Buralardan

3 Ay15 Saat önce yayınlandı