Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
Benim Olmadı Yüreğin Hiç
0 / 5
Ne öncesi vardı nede sonrası
Kahroluşumun, günden güne eriyip tükenişimin
Benim olan sandığım kalbini başka düşlerle mi paylaşıyorsun
Gözlerindeki ışıltı kayboldu mu ne
Artık eskisi gibi içten gelmiyor sesin, nefesin
Neden hep ağlamaklı sesin?
beni bitiriyorsun
Olmadık şeylere neden yoruyorsun beynimi
Ne bedenim nede ruhum alışabildi yokluğuna
benim olmadı yüreğin hiç
benden öncesi, benimle ve sonrası
sonrası yazgımın karanlık parçası mı?
sözüm geçmedi yine geçmedi hasretine
benim olmadı yüreğin hiç
hüzün terk etmedi beni uzaklarda kaldı hep mutluluk
aylar bekledim
her gelişinde gideceğinin bilincini yaşattın
gideceğini bildiriyordu her sözün
ne benim olmaya geliyordun nede benim olmadan gidiyordun
kendi hayatını yaşıyordun
hayatımın içinde
sevgini, nefretimden ayırt edemiyorum
esrarlı bir hayale yenik düşerken beynim
alışamadım yanımda olmayışına
alıştıramadın yokluğuna
senli olmak zor sensiz olmak öyle zor
bir gönül maceram
bir gönül avuntum
bir yaşam parçam
bir yürek sızım
sen benim kaderim
ağlamaklı gülüşüm, mutluluk oyunum
sitemimsin anlıyor musun?
Olmadı mı yüreğin benim hiç
Severek gitmekte varmış ayrılığa
Severek gitmekte mi varmış uçuruma
Biliyorsun bazen her şeyi yaşayamıyor insan
Bazen doğruları da söyleyemiyor
Yüreğindeki çiziklerden belli değil mi?
Söylenmemiş bir söz arıyorum
Ve dokunulmamış bir yer
Keşfetmeye hazır ellerim
Ellerim titrer, titrerde sarardı bedenini
o anlar güzeldi, güzelliği ayrıntılarda gizliydi
Sessizdi
Güzeldi ve zaman geçmekteydi
Kendimizi bir an önce hazırlamalıydık ayrılığa
Zaman gelir di seni alır giderdi
Beni de götürürdü ayrılığa
Sen her yağdığında ben ağlardım
Ağlardım
Bu kadar daha yaşamam ben belki
birdaha böylesine yaşayamam ben belki seni
Üzme beni!
05-03-2004
Yorumlar (5)
Timur Teymurtaş
1 Yıl 4 Ay6 Saat önce yayınlandı

Bir Gün Anlarsın Uykuların kaçar geceleri Bir türlü sabah olmayı bilmez Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında Ne çarşaf halden anlar, ne yastık Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın Onun unutamadığın hayali Sigaradan derin bir nefes çekmişcesine dolar içine Sevmek ne imiş bir gün anlarsın Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin Gün gelir de sesini bir kerecik duymak için Vurursun başını soğuk taş duvarlara Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın Duyarsın Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın Sevmek ne imiş bir gün anlarsın Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin Niçin yaratıldığını Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın Dolar gözlerin için burkulur Sevmek ne imiş bir gün anlarsın Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların Sevilen gözlerin erişilmezliğini O hiç beklenmeyen saat geldi mi Düşer saçların önüne ama bembeyaz Uzanır gökyüzüne ellerin Ama çaresiz Ama yorgun Ama bitkin Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı Sevmek ne imiş bir gün anlarsın Bir gün anlarsın hayal kurmayı Beklemeyi Ümit etmeyi Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi Lanet edersin yaşadığına Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın

Timur Teymurtaş
1 Yıl 4 Ay6 Saat önce yayınlandı

Acı çekmek özgürlükse Özgürüz ikimizde O yuvasız çalıkuşu Bense kafeste kanarya O dolaşmış daldan dala Savurmuş yüreğini Ben bölmüşüm yüreğimi Başkaldıran dizelere Aramakmış oysa sevmek Özlemekmiş oysa sevmek Bulup bulup yitirmekmiş Düşsel bir oyuncağı Yalanmış hepsi yalan Yalanmıs hepsi yalan Sevmek diye bir şey varmış Sevmek diye bir şey yokmuş Acı çektim günlerce Acı çektim susarak Şu kısacık konuklukta Deprem kargaşasında Yaşadım bir kaç bin yıl Acılara tutunarak Acı çekmek özgürlükse Özgürüz ikimizde Acılardan arta kalan İşte bu bakışlarmış Buğu diye gözlerinde Gün batımı bulutlarmış.

Timur Teymurtaş
1 Yıl 4 Ay6 Saat önce yayınlandı

Hangi Ayrılık Hangi sevgili var ki, senin kadar duyarsız ve kalpsiz? Ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz? Hangi ayrılık var ki, böyle kanasın ve böyle acısın? Ve hangi taş yürek var ki, benim kadar ağlasın? Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye? Hangi lafım dokundu sana, böyle inceden inceye? Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren? Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren. Hangi kırılası eller dolanır, kırılası beline? Hangi rüzgar şarkı söyler, o ay tanrıçası teninde? Hangi çirkin gerçek uğruna, tükettin güzel ütopyamızı? Hangi boşboğazlara deşifre ettin, en mahrem sırlarımızı? Hangi cama kafa atsam? Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam? Hangi meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam? Bende bu sersem başımı, karakolun duvarına vursam. Kendimi caddeye atıp, arabaların altına savursam. Hangi tercih beni en hızlı şekilde öldürür? Hangi şekil öldürmez de, ömür boyu süründürür? Kayıp ilanı mı versem, şehir şehir dolanmak yerine? Ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene? Hangi ayrılık var ki, böyle diş ağrısı gibi durmadan zonklasın? Hangi cam kesiği var ki, böyle musluk gibi içime damlasın? Hiç sanmam! ... Hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz! . Feriştah olsa, böyle eli kolu bağlı bekleyip duramaz. Hangi mübarek dua, Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye? Hangi aptal mazeret ikna eder, ateşimi söndürmeye? Olur mu be! . olur mu? Bu da benim gibi adama yapılır mı? Aşk dediğin mendil mi? Buruşturup bir kenara atılır mı? VEFA bu kadar basit mi? Alınır mı? Satılır mı? Hangi hırsız çaldı, seni yırtık cebimden? Hangi pense kopardı bizi birbirimizden? Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini? Hangi çöpçü süpürdü yerden bütün izini? Hangi yaldızlı otel çarşaf serip barındırdı? Hangi süslü manzara seni kolayca kandırdı? Hangi şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti? Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti? Dağ gibi adamı eze eze! ..... Hangi anası tipli parlak çömeze, Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze? Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı? Hangi mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı? Hangi bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı? Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımı? Hangi bekçi, hangi polis artık zapteder beni? Ve! .. Hangi su bağışlatır? Hangi musalla temizler seni? Bu Nasıl Ayrılık? Yusuf Hayaloğlu

Timur Teymurtaş
1 Yıl 4 Ay6 Saat önce yayınlandı

Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla uçak örneğin uçurtma mesela altına konulabilir bir ayağı ötekinden kısa olduğu için sallanan bir masanın veya şiir yazılabilir süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine. bir beyaz kağıda her şey yazılabilir senin dışında güzelliğine benzetme bulmak zor sen iyisi mi sana benzemeye çalışan her şeyden bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin ve benim bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim anlarım bitkiden filan ama anlatamam toprağın güneşle konuşmasını sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla sen bana ışık ver yeter bende filiz çok köklerim içimde gizlidir gelen giden açan soran bere budak yok bir şiir istersin \" içinde benzetmeler olan kusura bakma sevgilim heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok uzun bir yoldan gelen tedariksiz katıksız bir yolcuyum yaralı yarasız sevdalardan geçtim koynumda bir beyaz kağıt boşluğu her şeyi anlattım olan olmayan acıtan sancıtan bilsem ki sana varmak içindi bütün mola sancıları bütün stabilize arkadaşlıklar daha hızlı koşardım severadım gelirdim gözlerinin mercan maviliğine sana bakmak suya bakmaktır sana bakmak bir mucizeyi anlamaktır sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır aşk sorgusunda şahanem yalnız kelepçeler sanıktır ne yazsam olmuyor çünkü bilenler hatırlar hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar bahçıvanlar değil tüccarlardır sen öyle göz sen öyle toprak ve güneş ortaklığı sen teninde cennet kayganlığı iken sana şiir yazmak ahmaklıktır bir tek söz kalır dişlerimin arasından ben sana gülüm derim gülün ömrü uzamaya başlar verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim ben sana gülüm derim gül sana benzediği için ölümsüz yazdığım bütün şiirler sana başlayan bir kitap için önsöz sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır her şey olmaya hazır sana bakmak suya bakmaktır gördüğün suretten utanmak sana bakmak bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır sana bakmak Allah\'a inanmaktır

Timur Teymurtaş
1 Yıl 4 Ay6 Saat önce yayınlandı

Yaşayabilme İhtimali Soğuk ve şehirler arası Otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam Ben seninle bir gün Veysel Karani de haşlama yeme ihtimalini sevdim İlkokulun silgi kokan tebeşir lekeli yıllarında Ankara da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman Özlemeye başladım herkesi Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki Adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra Bizim Kemalettin Tuğcu larımız vardı Birde camların buhusuna yazı yazma imkanı Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda solculuk oynamaya başladık Ben doktor oluyordum, sen hemşire Geri kalanlar kontrgerilla Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara Ve Türk Dil Kurumuna inat bir Türkçeyle Abilerimizden öğrendik Ş harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi Ankara ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri Oysa Ankara da hiç sevişmedim ben Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak Ankara ya usul usul kurşun yağıyordu Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri Oyse hiç kurşun yaram olmadı benim Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterinde Ama sen yoktun Ben seni beni sevebilme ihtimalini seviyordum Sunni teneffüs saatlerinde Okul servisi sen hep zamansız,amansızca Bir lojman griliğine götürüyordu Ben senin benimle Tunalı Hilmi Caddesine gelebilme ihtimalini seviyordum Ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum Yaz sıcağı toprağı çekiyordu tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini Sonra otobüs oluyordun Kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum Muş ovasının yalancı maviliğini Otobüs oluyordun bir süre Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordun Yanağım otobüs camının garantisinde Otobüs oluyordun bir ülkeden bir iç ülkeye Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordun Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin Korkuyordum Sonra iniyordum otobüsten Çarşıdan bizim eve giden Ömrümün en uzun Ömrümün en kısa Ömrümün en çocuk Ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum Çünkü sonunda annem oluyordun Babam kokuyordum sonunda Soğuk ve şehirler arası otobüslerde vaz geçtim çocuk olmaktan Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam Ben seninle bir gün Vandaki bir kahvaltı salonunda Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği bir yol üstü lokantasında Ben seninle Ağrı dağının mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Doğu Beyazıt ın herhangi bir toprak damında Ben senin herhangi bir insan elinin terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim BEN SENİN BENİ SEVEBİLME İHTİMALİNİ SEVDİM

Yorum Yaz
İstatistik
Tarih Hit
21-02-2020 1
16-02-2020 1
10-02-2020 1
04-02-2020 1
21-01-2020 2
18-01-2020 1
15-01-2020 1
Yeni Şiirleri

Benim Olmadı Yüreğin Hiç

15 Yıl 12 Ay5 Saat önce yayınlandı

Benzer Şiirleri

Benim Olmadı Yüreğin Hiç

15 Yıl 12 Ay5 Saat önce yayınlandı